20.12.2023 © Novelius Edebiyat
Yazar: Ümit A. Duman
ZAMANIN BELLEĞİ
Her hikaye coğrafyaya derin izler bırakır. Düşler insan hayallerine gebe, insanlarsa doğuma gebe varlıklar. Zamanı, suya yazılı düşler misali algılar insan oğlu. Okumaya yürek gerek. Kurak topraklarda çatlakların ürküntüsü neyse, zaman da ürpertir insan oğlunu bilinmezlikleri ile. Ne kadar korksa da karşılar hayatı ve ölümü uykusunda. Düşünce tıngır mıngır, düşlerinden ilhamlar sırça köşkteki İran yer halısına. Belleklerde çıkılan yolculukların tadı bir başka tad bırakır dimağlarda. Seyahat boyunca hafızalarda biriktirilen imgeler, yazıyla tuvalle veya taştan bir heykelle somutlaşır. Başlangıçla, sonuç anını ayıran Araf çizgisi, yaşanmışlıklarına imza atan hafıza temel taşlarından bir yığındır. Düşlerden, düşlerimizden oluşturduğumuz duygu dünyamızda gelecek kaygılarımızı bir kenara bıraksak ne gönençler yaşarız kim bilir.
Büyük kent insanının düşler dünyasına dokunan hafıza materyallerinden, yaşama dair ne tür yansımalara şahit oluruz. Hafıza sandığımız, cüretkarca hafızamıza, geçmiş özel tarihimize, topraklara saçtığımız genlerimize uzanan bir ya da bir kaç öykünün başvuru rehberi olur. Belleğinize, bakir alanlarınıza yaptığınız yolculukta size ışık olan aile fotoğraflarının siyah beyazlığı sizi yanıltmasın, yıldırmasın. Yıllar içinde anlatılan aile öyküleri bu fotoğrafları hayallerinizde renkli bir imgeye çevirecektir.
Şanslıysanız birbirlerinden habersiz uzak diyarlarda yaşayan bireylerin, ortak bir ateş etrafında toplanmasına vesile olacak bu resimleri gözbebeğiniz gibi korumanızı rica ederim. Eğer sizce de bir sakıncası yoksa bu bireysel anılardan, topluma mal olabilecek toplumsal hafızayı diriltecek, belleğimizde silinmeyen eşsiz hikayelerle bir izdüşüm bırakırsınız.
Turuncu sabahlara uyandığınızda, geçmişin kütüphanelerinden sararmış kitaplarla terapinize yorumsuz katkılarımızı sunarız.
Biraz köy kokusu, üstüne peşini büyük şehirde dahi bırakmayan hayvan dışkısı tezek kokusu, gecenin sessizliğini yırtan cırcırböceklerinin kulak tırmalayan cızırtılarına karışan tok köpek sesleri, yalnızlığını derinleştiren ay ışığının patlattığı sessizlik, bir de evin önündeki kavakların rüzgardaki hışırtısı hafızamda çocukluk odalarına taşır beni. Anamın köyü, suyun öte yanından gelme göçmenlerin doldurduğu, dillerini yüzyıla yakındır canlı tutma mücadelesi veren pomaklar, tek hedefleri toprağı evcilleştirmek. Doğa ananın üreme sepetleriyle gelmişler yurtlarından. Yeşile çevirdikleri çevrelerini cennetten bir köşeye, toprağı anaç bir tanrıya çevirmişler. Ritüeller, kurban adetleri, adak koridorları, hıdrellez kutlamaları taşımışlar yurt diye benimsedikleri bu diyarlara. Çocuklar gerçeklerle hayatın esrarengizliği arasında her zaman bir düş bahçesi yaratırlar ki geleceklerinin aydınlık ışıklarını yaratabilsinler.

Göç insanları neyi taşımışlardır kirletmeden heybelerinde sizce, sevdaları, hasretleri, umutları…
Buza batmış ellerle odanın paslı Demir parmaklıklarına tutunmuş, var gücümle haykırıyorum. Duyanlara, duymayanlara…
Gecenin karanlığı haykırışlarıma yorgan oluyor, yankısından koruyor acemice. Yağmur geceyi yıkıyor, gök aydınlanıyor, tan erken ağarıyor, hamarat horozun sesinden. Bellekte yumuşacık bebek mezarlarının kabarmış toprağına basa basa embriyonuna doğru yol almaktayım. Narin vücudum toprakla bir bütün. Yol uçurumlarla, dikenlerle , yer yer uzun dilli canavarlarla karşılıyor beni. Yürü yürü bitmiyor her adımım çamurlara bulaşık, hedefime her geçen saniye varma telaşındayım. Yol, sırlar, duvarlarında çatlaklar dolu bir mağarada ben de uygun çatlağı arıyormuşum düze ışığa çıkmak için gibi. Yolun sonu doğumuma bağlanıyor.
Kılcal damarlarımda geçmişin telgraf telleri. Al ver al verlerle geçiyor yaşamım.
Geçmiş, yaşlı büyüklerin bizim devir, bizim devran dedikleri terimler, yani aslında bir zamanlar, her şeyden ari kimseyi, hiç kimse ve hiç bir şeyi kale almayan, adeta bir sel gibi herkesi acımasızca önüne katıp bir bilinmezliğe sürükleyen zaman, Anlar gelip geçiyor, uygarlıklar, imparatorluklar, devletler evriliyor, gelişiyor ve devriliyor. Felaketler, zulümlar, kıyımlar, katliamlar, göçler sükuneti ezip geçiyor. Bu kana bulanmış, acılara bağımlı topraklarda bazen seyircisi bazen de bizzat oyuncusu olarak zamana renk, ışık ve anlam katmaya kalkan bizler. Zaman hepimizin pusulası, bazen ışık veren bazense karanlığı dayatan bir Fener. Zamana son noktayı, bedenen vücudumuzu toprağa serdiğimizde bitireceğimizi net olarak bilsek de kenar süslemeleri yapmadan içinden geçmek istemiyoruz.
S O N
Ümit A. DUMAN
Kapak Görseli: Wifredo Lam, The Jungle, 1943
Kare Görsel: Paul Klee, Landscape with Gallows, 1919
Yazar Hakkında:
Ümit Ahmet DUMAN, 1961 yılında Edirne’nin Uzunköprü ilçesinde dünyaya geldi. İTÜ Endüstri Mühendisliği bölümünü bitirdi. Ortaokuldan bu yana edebiyatla ilgilenen Ümit Ahmet Duman’ın öyküleri çeşitli edebiyat mecralarında yayımlandı.
Daha fazla öykü için lütfen tıklayınız…
20.12.2023 © Novelius Edebiyat

