08.05.2024 © Novelius Edebiyat
Yazar: Akın ERSÖZ
ÖYKÜ: DENGE
“…
Bütün ağaçlarla uyuşmuşum
Kalabalık ha olmuş ha olmamış
Sokaklarda yitirmiş cebimde bulmuşum
Ama sokaklar şöyleymiş
Ağaçlar böyleymiş
Ama sizin adınız ne
Benim dengemi bozmayınız”*
Dik yokuşu zikzaklar çizerek çıktım. Dokuzda orada olmalıyım. Benim gibi oflaya poflaya yokuşu tırmananlar ile işine, okuluna yokuş aşağı koşarcasına gidenler yollardalar. Çoğunun yüzü sabahın mahmurluğundan olsa gerek sirke satıyor. Gençlerin çoğu telefonla konuşuyor, müzik dinliyor. Ele el yürüyen genç çiftin dışında tebessüm eden yok gibi. Kızın da erkeğin de gözleri ışıl ışıl.
Sağa dönüp ana binanın önündeki bahçeye girdim. Simit ve su satanlar, yakınlarından iyi bir haber almayı bekleyenler, hararetli bir biçimde konuşanlar ve banklarda oturanlardan şefkat bekleyen sokak köpekleri.
X-raydan geçip servise yöneldim. Güya yıllardır randevulu sisteme geçildi. Yine her yer dolu, her yer ana baba günü. Kimliğimi içeri verdikten beş dakika sonra çağırıldım.
“Şikâyetiniz nedir?”
“Bir süredir sol kulağımda çınlama vardı. Dünden beri özellikle başımı sola çevirdiğimde başım dönüyor. Ardından mide bulantısı başlıyor.”
“Boyun ultrasonunuzu, beyin MR’ınızı ve bazı değerlerinizi görmek için kan tahlilinizi istedim. Daha sonra görüşürüz.”
Randevumu ayarlayan Necmettin arkadaşımın eşi Özgül Hanımdı. Ultrason ve MR için Necmettin’i aradım. Mahcup bir biçimde meramımı anlatırken o, “Olur mu abi, personel yakınına öncelik tanıyorlar. Hemen eşimi arıyorum,” dedi.

Sihirli ellerin dokunuşuyla bir hafta on günden önce randevu alınamayan ultrasonu hemen, MR’ı ertesi gün çektirdim. Kanımı da sağ olsun Özgül Hanım bizzat kendi aldı. Kan tahlili sonucu, yarın; ultrason öbür gün ve MR bir hafta sonra çıkacakmış. Sonrası hekimin yorumu. Bakalım dengemi bozan neymiş?
Yedi aylık değilim ama bir hafta bekleyemem. Eve gidip bilgisayarın başına geçtim. Google hazretlerine şikâyetlerimi yazdım. Çıkanları okudum da okudum. Yorumladım bir uzman gibi hikâyemi. Tanı koymak istedim.
Denge kaybı nedir? Toplumda giderek yaygınlaşan vertigo, baş dönmesi anlamına geliyor. Baş dönmesi bir hastalık değil, bir hastalık bulgusu. Denge sistemi, ancak birden fazla sistemin koordineli çalışması sonucunda sağlıklı biçimde işliyor. Bu sistemlerin başında iç kulak denge organı geliyor. İç kulak denge organından çıkan sinirler beyin sapında; gözlerden, omurilikten ve beyincikten gelen sinir lifleri ile birleşerek bir ağ oluşturuyorlar. Böylelikle bu organlar da denge sistemine katkıda bulunmuş oluyor.
Yer ayağınızın altından kayıyor gibiyse…
Off! Sıkıldım. İçim daraldı. Bilgisayarın başından kalktım. Mutfağa gidip çay suyu koydum. Çayın yanında ne yemeli? Kuru kuru çay içmeyi pek sevmem de.
Esnaf bir arkadaşıma uğradığımda hava soğuk değilse “Çay söyleyeyim mi?” dediklerinde “Su, bir bardak su,” derim genellikle. “Olur mu? Çay içmeden göndermem,” diyenlerin ısrarlarına dayanamayıp “Öyleyse süzgeçli olsun,” derim. Bardağın üzerinde yüzen otların dilime damağıma yapışmasından oldum olası ifrit olurum. Hele hele “Çay dediğin otlu olur,” diye konuşanlara şaşkın şaşkın bakarım.
Olmazsa olmazım çifte kavrulmuş bisküvim var mı çekmecede? Çekmeceyi çekip küçükken Uğur’un yaptığı gibi paket ürünlere hayran hayran baktım.
Gözlerim bütün çekmeceyi süzdü: Bitter çikolata, tuzlu kraker, burçak ve aradığım lezzet, çifte kavrulmuş bisküvi. Hem de iki paket.

“Paket bisküvilerden, karbonatlı ürünlerden ve beyaz düşman şekerden uzak durmalıyız bir yaştan sonra,” sözleri beynimde çınlasa da çifte kavrulmuş bisküvi beni çekti. “Unut o sözleri, anı yaşa,” dedi içimdeki ben.
“…
Benim bir gizli bildiğim var/ Sizin alınız al inandım/ Morunuz mor inandım/ Ben tam kendime göre/ Ben tam dünyaya göre/ Ama sizin adınız ne/Benim dengemi bozmayınız”*
Çay demlenene kadar vakit geçsin, midemin emirlerini unutayım deyip televizyonu açtım. Onlarca kanalın olduğu kablolu sistemde izlenebilecek üç-dört haber, bir spor, bir de müzik kanalı var gezindiğim.
Haber kanalları memleketten manzaraları aktarıyor da ahvalimiz Kayahan’ın şarkısı gibi. “Hep karanlık, hep karanlık!” Acaba dengemi bunlar mı bozuyor? Sonuçları gösterirken hekime bunu sormalı.
Sıra spor kanalında. Canlı futbol ya da basketbol maçları izlemeyi severim burada. Haftalar önce oynanan bir maçın tekrar yayını sürüyor. İzleyen var mı? Allah onlara akıl fikir versin diyeyim.
Müziksiz yapamam. Geçtim müzik kanalına. Dönence programı bitmek üzereymiş yazılar çıkıyordu. Aman bitsin dönmek eylemini duymak bile bana dokunuyor.
Reklam kuşağı kısa sürdü. Müzik kanalları reklam alamıyor galiba. Başlayacak program. Bir bakarsın sevdiğim müziklerle donatılmıştır. Özgün müzik yoktur da. 80’ler, 90’lar pop ya da İncesaz, Yeni Türkü belki de Ezginin Günlüğü. Bakarsın Mahzuni Şerif ya da Neşet Ertaş türküleri çalınır. Çayımı koyarım çifte kavrulmuş bisküvilerim de yanında. Gel keyfim gel.
Oturdum ekran başına. Güleyim mi ağlayayım mı? Tasavvuf müziği eşliğinde adı tam bana uygun bir program başladı: Denge. Allahtan semazenler dönmüyordu.
Kalktı, saygıyla kitabı çantasına koydu ve yatağına geri döndü. Tan ağarmasına rağmen, yazar olmanın hayaliyle huzurlu bir uykuya daldı.
*Denge, Turgut Uyar
S O N
Akın ERSÖZ
Kapak Görseli, Claude Monet, Waterloo Bridge Fog Effect, 1899
Kare Görsel, Pablo Picasso, Portrait d’Angel Fernández de Soto, 1903
08.05.2024 © Novelius Edebiyat

