20.07.2024 © Novelius Edebiyat - Ümit Yaban
“Kişiyi yakalamak zor. Yakaladınız diyelim, merakını uyandırdınız, o da dikkatini verdi, okumak, dinlemek, izlemek istiyor, bu aşamada size düşen görev, lafı çok da uzatmadan belirli bir düşünceyi, duyguyu aktarmanız. Mesleğim bu anlamda kısacık öyküler yazmama çok katkı sağlıyor. Öykü adı ile merak uyandırmayı, ilk paragraflarla ilgiyi artırıp merakı kurgudaki stratejik adımlarla sıcak tutmayı ve betimlemenin esiri olmadan öyküyü bitirmeyi seviyorum. Okurun da, öykünün dünyasına açtığım küçük pencereden içeri bakarken keyif almasını, sıkılmadan öyküden alacağı ne varsa alıp çıkmasını istiyorum. Bazen hiçbir şey almasa bile, bir gözlemci gibi öykünün içinde bulunması, tanıklık etmesi bile yeterli bence. Sokakta tanımadığımız birisiyle selamlaşmak gibi.”
ŞEBNEM GÖKÇEN
Ah ilk kitaplar, sanki yazandan bir parça kopacak da evrende yıldız gibi parlayacakmışçasına müstesna bir öneme sahiptir. Bu önem hem yazarlar hem de edebiyat tarihi için geçerlidir. Bu heyecana ortağız ve zevkle görünürlüğüne katkı sunmayı kendimize görev addediyoruz.
Röportaj: Şebnem Gökçen – Ümit Yaban
Ümit YABAN: Sayın Şebnem Gökçen ilk kitabınız Perdesizler’i kutlarım, Ters Kule Yayınları basımıyla elimize geçti keyifle okuduk, teşekkürler. Öncelikle merak ettiğim sizsiniz, edebiyatla kurduğunuz ilişkiye de değinerek kendinizi tanıtır mısınız? Şebnem Gökçen kimdir?
Şebnem GÖKÇEN: Teşekkür ederim, Ümit hanım, kitabıma gösterdiğiniz ilgi beni çok mutlu etti. Röportajımızın da yazmayı seven ve ilk kitap yolculuğuna çıkmış veya çıkacak tüm Novelius Edebiyat okurlarında duygudaşlık hissi yaratmasını diliyorum, cevaplarımı bu çerçevede vermeye çalışacağım.
Şebnem Gökçen kimdir diye kendime sorduğumda aslında her şeyden önce aklıma gelen “iki” kelimesi. Hep iki yanım oldu, belki de içine kapanık tek çocuk olarak büyüdüğüm içindir, bilemiyorum, ama bir yanım kendinden sıkılınca hemen diğer yanım devreye giriyor. Sağ beyin-sol beyin, yaratıcı düşünen-analitik düşünen, bir gün aşırı mutlu ve özgüvenli, bir gün kendini yerden yere vuracak derecede eleştiren… Bu uçlarda gidip gelmenin dışında iki dil ve kültür arasında da kendini sıkışmış hisseden bir Şebnem var, küçük yaşlardan itibaren hem Türkçe hem İngilizce kitaplar okuyan, günlükler yazan, ne zaman hangi dilde düşündüğünü fark edemediğinde ara sıra bocalayan. Edebiyatla kurduğum ilişki de bu doğrultuda gelişti diyebilirim, hep bir “biraz ondan biraz bundan” hissiyle.
Bazı biyografik detaylar vermem gerekirse, 1974’te İstanbul’da doğdum. İki tane lisans derecem var, biri UPenn’den İletişim dalında, diğeri Academy of Art Üniversitesi’nden Reklam Tasarımı dalında. Çalışma hayatıma, San Francisco’da 1997 yılında, interaktif reklamcılık sektöründe başladım. 2002 yılında İstanbul’a döndükten sonra da reklam sektöründe çalışmaya devam ettim. 2016 yılında İstanbul’dan Antalya’ya taşındıktan sonra ilk öykülerimi yazmaya başladım.
Ümit YABAN: Yazma yolculuğu nasıl başladı? Yolda bir atölye ya da editörden destek aldınınız mı? Bu yolculuğa yeni çıkanlar için tavsiyeleriniz nelerdir?
Şebnem GÖKÇEN: İlk okul yıllarında arkadaşlarım sosyalleşmeyi öğrenirken ben dizi ve film kahramanlarıyla arkadaş olmayı yeğliyordum, şimdi bunu çok net görebiliyorum. İlerleyen yıllarda ise yazmak hep bir kaçış yolu oldu benim için, yazdıkça kendimi iyi hissediyordum. 40’lı yaşlarıma geldiğimde ise ailemdeki kayıplar, işteki sorunlar ve kafaya taktığım dünya halleriyle gördüm ki, ben genelde duygularımı anlamak için yazıyorum. İlk öykülerim de bu şekilde doğdu, ilk önce karakterler zihnime düşmeye başladı, örneğin “Simitçi ve Terzi” gibi. Yabancı diyebileceğimiz, sokakta rastladığımız, bir insanla aramızda nasıl da anlamlı bir bağ olduğu inancıyla yazdım seri öykülerimi. İlk etapta 12 öykü çıktı içimden. Çıktı diyorum, çünkü yazıya kendilerinden dökülmüş gibiydiler.
Yazarken hiç destek almadım, zaten bu öykülerim biraz da karakter çalışması tadında çok kısa sürede doğmuştu. Daha sonra, 2017 yılıydı sanırım, Antalya Edebiyat Günleri’nde bir söyleşisine katıldığım Faruk Duman’a “öyküde kurgu” ile ilgili yönelttiğim bir soruya verdiği cevaptan çok etkilenip kurgu akışına daha çok odaklanmaya başladım. Benim için bulmaca çözmeye dönüştü öykü yazımı. Özellikle nasıl toparlayacağımı bilmeden kurguladığım öykülerin yazdıkça sonuca vardığını görmek en keyif aldığım yazım süreçlerinden biri olmaya başladı. İşte o zaman, öykü tarzım da değişmeye yöneldi, yeni fikirler, yeni öyküler doğdu. Bu sırada kendimi bazı “öykü yazarları toplulukları” içinde buldum, İngiltere bazlı atölyelere ve öykü tekniği derslerine katılarak teknik açıdan çok şey öğrenmeye başladım. İngilizcede “flash fiction” denilen 500-1000 kelimelik öykü türü beni heyecanlandırmaya başladı, sonra bir de baktım ki öykülerim kısaldıkça kısalıyor.
Bu yolculuğa yeni çıkanlara tavsiye edebileceğim ilk şey, içlerinden gelen sese güvenmeleri, kendi yollarını yaratmaları. Başka yazarlarla kendilerini kıyaslamadan, ki bu zamanımızda çok zor, yazmaya odaklanmaları. Böyle bir zihniyette olunca, size özel fırsatlar doğru zamanda kendiliğinden karşınıza çıkıyor, daha doğrusu sizin için doğru olanın ne olduğunu anlamaya başlıyorsunuz. Bir diğer tavsiyem ise paylaşmaktan çekinmemek. Edebiyat dergileri, diğer yayınlar, büyük ve köklü yayınevi, butik yayınevi fark etmeksizin, içinizden nasıl geliyorsa paylaşmayı denemek, böylelikle karşı tarafı tanımak, size uygun olup olmadığını öğrenmek gerekiyor. Her yazarın doğrusu başka. “Böyle yapılır, şöyle yapılmaz” gibi sözlere aldırmadan içinizden geleni yaparsanız, sonuçta hata bile yapsanız, yazma yolculuğunuz çok sevdiğiniz ve size özel bir yolculuk olur diye düşünüyorum.

Ümit YABAN: Kitabın kapak tasarımı, iç tasarımı, yazı tipi için önerileriniz oldu mu? Bu sürece dahil olmak istediniz mi? İstediyseniz olabildiniz mi? Talepleriniz yayın evi tarafından karşılandı mı?
Şebnem GÖKÇEN: Kitabımın kapak tasarımı, tahmin edersiniz ki, benim için çok önemliydi. Bir noktada kendime, kitabın kapağını hayal etmeyi bırakmayı, tasarımcı rolünden yazar rolüne geçmem gerektiğini söylediğimi hatırlıyorum. Perdesizler’e onay gelmesinden sonra yayınevi ile editöryel çalışma sürecine girdiğimizde kapak konusuyla ilgili içim yine pır pır etmeye başlamıştı. Sanatçı bir arkadaşımın, Muhittin Şahan’ın, çok sevdiğim çizimlerinden birinin kapakta olmasını istiyordum. Yayınevim fikre sıcak baktı, sunduğum iki alternatif arasından birini seçtiler ve kapak tasarımı o illüstrasyon ile yapıldı. Kapağı ilk gördüğümde yazar tarafım da sanat yönetmeni tarafımda da mutluluktan gülümsüyordu. İç tasarımı veya yazı tipi için önerilerim yoktu, ama sonuçta her şeyiyle ilk eserim içime sinen bir kitaba dönüştü.

Ümit YABAN: Günlük yazma rutininiz var mıydı? Malum yaşam büyük bir koşuşturma, bu koşturma arasında yazmaya günlük ne kadar zaman ayırabiliyordunuz?
Şebnem GÖKÇEN: Günlük yazma rutinim maalesef yok, hiç olmadı. Bunun bence asıl nedeni, daha önce de belirttiğim gibi iki yanımın olması. Örneğin, bir gün öykü yazarken bir diğer gün çeşitli konularda aldığım dersler üzerinde çalışmak istiyorum. Bu beni dengeliyor sanki. Ayrıca yazdıklarımın biraz da kafamda demlenmesini seviyorum. Her gün aynı saatlerde elimdeki aynı işlerin başına oturmanın verebileceği tıkanıklık hissinden çekiniyorum. Günlük yazma rutini yaratırsam daha hızlı gelişeceğimi biliyorum, ama bir yandan da sıkılmaktan korkuyorum. Kısacası, bu konuda kafam biraz karışık.

Ümit YABAN: Siz de benim gibi çok uzun öykülerin insanı değilsiniz sanırım. Bu çok uzun olmayan öyküler içinde size en yakın olanı hangisi ve neden?
Şebnem GÖKÇEN: İlk bakışta, kitaptaki son öykü “Sanat Yönetmeni ve Yazar”, öykülerimi yazarken içinde bulunduğum geçiş dönemini simgelediği için bana hep anlamlı gelecek gibi duruyor. Ama derinlemesine bakarsak, “Orta Pişmaniye” adlı öyküm bana en yakın olanı. Oradaki karakterler çok
tanıdık. Bu öykü bir kısa film olsaydı, o sahneleri hayata bakış açımı değiştirmede önemli rolü olmuş bazı arkadaşlarım ile birlikte çok rahat oynayabilirdim. Bir yandan da bu öykümün mesajı hiç unutmak istemediğim bir mesaj. Orta Pişmaniye, hayatı nasıl yaşamam gerektiğini unutur gibi olduğum zaman, konfor alanıma kendimi her hapsetmeye başladığımda, beni çimdikleyip tekrar tekrar bana yol gösterecek bir öykü.

Ümit YABAN: Derdiniz anlatmak mı, anlaşılmak mı? Yoksa bunlardan bağımsız çok daha derin dertleriniz mi var yazarken?
Şebnem GÖKÇEN: Derdim, tabii ki biraz anlatmak biraz anlaşılmak, ama ilk önce anlamak, duygularımın farkına varmak, insan ilişkilerini, birbirimizle olan bağlarımızı, bağımlılıklarımızı, korkularımızı tanımak. Bu bakış açısına “derin dertlerim var” demek istemiyorum, çünkü beni mutlu eden, heyecanlandıran bir yanı var. Karakter yaratımı için ayırdığım zaman özellikle ilgimi çeken bir süreç oluyor genelde. Öyküde karakteri derinlemesine ve detaylı ele alamasak da, küçük ipuçları ile onun duygu ve ilişkiler dünyasına bir pencere açmak ve gerisini okurun hayal etmesini sağlamak hoşuma gidiyor. Aramızdaki sınırlar kayboluyor gibi geliyor bana. Bu anlamda belki de derdim, hepimizin, güzel gezegenimiz ve üzerinde yaşayan tüm canlıların, nasıl da birbirimize sevgiyle bağlı olduğumuzu aktarmak olabilir.
Ümit YABAN: Mesleğinizin iletişim ve sanat yönetmenliği olduğunu göz önünde bulundurursak size yazım ve yaratım süreçlerinde nasıl katkı sağladığından bahsedebilir misiniz?
Şebnem GÖKÇEN: İletişim tasarımında, mecranız ne olursa olsun, öncelikle hedef kitlenizin dikkatini çekmek zorundasınız. Bunu yaparken sırf dikkat çekeceğim diye taklalar atmadan, olmadık şirinlikler yapmadan ya da içi boş vaatler vermeden, yani hem stratejik olarak hem de görsel ve metinsel açılardan markanın duruşuna uygun şekilde gerçek ilgiyi çekmelisiniz. Kişiyi yakalamak zor. Yakaladınız diyelim, merakını uyandırdınız, o da dikkatini verdi, okumak, dinlemek, izlemek istiyor, bu aşamada size düşen görev, lafı çok da uzatmadan belirli bir düşünceyi, duyguyu aktarmanız. Mesleğim bu anlamda kısacık öyküler yazmama çok katkı sağlıyor. Öykü adı ile merak uyandırmayı, ilk paragraflarla ilgiyi artırıp merakı kurgudaki stratejik adımlarla sıcak tutmayı ve betimlemenin esiri olmadan öyküyü bitirmeyi seviyorum. Okurun da, öykünün dünyasına açtığım küçük pencereden içeri bakarken keyif almasını, sıkılmadan öyküden alacağı ne varsa alıp çıkmasını istiyorum. Bazen hiçbir şey almasa bile, bir gözlemci gibi öykünün içinde bulunması, tanıklık etmesi bile yeterli bence. Sokakta tanımadığımız birisiyle selamlaşmak gibi.
Ümit YABAN: Yeni dosya hazırlığınız var mı? Keşke ikinci kitaba saklasaydım bu öykümü dediğiniz bir öykü var mı?
Şebnem GÖKÇEN: Kitabım Ağustos 2022’de çıktığında duyduğum heyecan ve mutluluk ile birlikte hissettiğim tek şey ne zaman yeniden yazmaya başlayacağımın merakıydı. Hatta bir süre, “Ya yeniden yazamazsam, ya ilk yazdıklarım gibi olmazsa” diyen karamsar düşüncelere de kapılmadım değil. İlk dosyamın, öyküler bittikten sonraki düzenleme süreci oldukça uzun olduğu için böyle hissediyordum sanırım. Ama sonuçta, yeni öykü fikirleri Ocak 2023’te gelmeye başladı ve ilk yeni öyküyü yazıp bitirdiğimde yıllardır görmediğim bir arkadaşımı görmüş gibi çok mutluydum. Tabii bir de, “Yaşasın, hâlâ yazabiliyorum ve çok keyif alıyorum!” hissi vardı. 🙂 Geçtiğimiz yıl istediğim kadar yazamasam da bu yıla daha iyi başladım ve şimdilik 7 öyküyle dosya oluşturma sürecine girdiğimi söyleyebilirim. Tabii ikinci bir kitap arzusundan çok, şu an sadece yeni öykülerimi yazmaya ve onlar üzerinde çalışmaya odaklanıyorum. Kendime koyduğum bir zaman hedefi yok, ama her şey yolunda giderse gelecek yıl dosyamın hazır olabileceğini de öngörebiliyorum. O zamanın şartları nasıl olur şimdilik düşünmek istemiyorum.
Keşke ikinci kitaba saklasaydım bu öykümü dediğim bir öykü yok, çünkü ilk kitabımdaki fabl tarzındaki seri öykülerimden birkaç tanesini saklamıştım. Eğer dosyanın bütününe uyacağını görürsem, onlara ikinci kitapta hayat vermeyi, böylelikle ilk kitap ile bir devamlılık yaratmayı belki düşünebilirim.
Ümit YABAN: Sorularımla okuyanların hem sizi daha iyi tanıması hem de kendi kafalarındaki soru işaretlerine bu yoldan geçmiş birinden cevap bulmalarını diledim. İkinci kitabınızı heves ile bekliyorum. Gönlünüze, kaleminize layık ömrünüz olsun. Teşekkürler.
Şebnem GÖKÇEN: Ben teşekkür ederim, Ümit hanım. Sorularınızı cevaplamak benim için özel ve keyifliydi. Sizin de emeğinize, kaleminize sağlık.
“İlk Ümit” Röportaj Serisinin Diğer Bölümleri İçin
20.07.2024 © Novelius Edebiyat

