03.08.2024 © Novelius Edebiyat - Ümit Yaban
“Belli bir yaş dilimine kadar hem doğaya hem insana çok yakındım. Yaş aldıkça insana olan yakınlığım azaldı aksine doğayla olan münasebetim arttı. Eskiden, sosyal medyanın henüz olmadığı veya bu derece etkin olmadığı zamanlarda daha az insan tanıyorduk. İnsanoğluna olan bilgimiz çevremizden ibaretti. Ancak son dönemde ülkenin, dünyanın her yerinden, bambaşka insan yüzleri görür olduk. Müthiş bir bilgi bombardımanı. Çok büyük oranda bilgi çöplüğü içinde debeleniyoruz. O kadar farklı ve hayret edeceğim şekilde düşünen insan var ki! Bu hem endişe kaynağı hem de insanı geri çekilmeye iten bir güç.”
KEREM BAKICI
Ah ilk kitaplar, sanki yazandan bir parça kopacak da evrende yıldız gibi parlayacakmışçasına müstesna bir öneme sahiptir. Bu önem hem yazarlar hem de edebiyat tarihi için geçerlidir. Bu heyecana ortağız ve zevkle görünürlüğüne katkı sunmayı kendimize görev addediyoruz.
Röportaj: Kerem Bakıcı – Ümit Yaban
Ümit YABAN: Sayın Kerem Bakıcı ilk kitabınız Toprakta Büyür mü İnsan?‘ı kutlarım, Yapı Kredi Yayınları basımıyla elimize geçti, keyifle okuduk, teşekkürler. Öncelikle merak ettiğim sizsiniz, edebiyatla kurduğunuz ilişkiye de değinerek kendinizi tanıtır mısınız? Kerem Bakıcı kimdir?
Kerem BAKICI: Yaşamımıza değer katan en önemli şeyin zıtlıklar olduğuna inananlardanım. Böyle gördüm, bu şekilde hissettim. Ölüm olmazsa yaşamın, uyku olmazsa uyanıklığın pek de önemi olmayacaktı. En azından şu an deneyimlediğimiz hayat için bunu söyleyebilirim. Edebiyat gücünü yaşamdan, gerçeklikten alır, sırtını ona dayar ama tam anlamıyla onunla yürümez, yürümemeli. Hayal veya düş dünyası denilen bir şey var. İnsanı yazmaya iten asıl şey orada yatıyor. Bir de yaratma, var etme isteği tabii. Nefes alıp verdiğim bu dünyayı ben tasarlamadım, kim yaşayacak veya kim ölecek, kim hastalanacak veya kim zenginlik içinde sefa sürecek, bu soruların hiçbirine “ben” cevabını veremem. Ama zihnimde ilmek ilmek işlediğim, orada yol aldığım, sonra yazdıklarımla görünür kıldığım dünya, bizâtihi benim dünyam. İstediğim gibi at koşturabilirim orada. Bir nevi özgürlüğe olan açlığımı giderdiğim özel bir alan.
Kendi yaşamımda edebiyat elbette önemli bir alan ve zamanı kapsıyor ama şunu unutmamak lazım: Edebiyat biz yazanlar için çok şeydir ama her şey değildir. Yaşam bir an bile duraksamadan akıp gidiyor. Çeşitli sorunlar, belalar, kırgınlıklar ve mutluluklarla bir aradayız. Hayat keşmekeş, belirsiz bir şey. Basit değil, çok kompleks. O karmaşadan kurtulup içime döndüğüm yerdir edebiyat. Bu şekilde ilerlemeye devam.
Ümit YABAN: Yazma yolculuğu nasıl başladı? Yolda bir atölye ya da editörden destek aldınınız mı? Bu yolculuğa yeni çıkanlar için tavsiyeleriniz nelerdir?
Kerem BAKICI: Kesinlikle değişmeyen, klasik bir cevabı vardır bu sorunun: Okumak.
Edebiyatı bilmeyen, yazacak olduğu türü olabildiğince tanımayan, hem teknik olarak hem de saf okur olarak gözlemleyemeyen o kapıdan içeri giremez. Girdiğini zannedebilir ama o dünyaya ait değildir. Bu yüzden en büyük tavsiyem, yazacakları türde uzmanlaşacak düzeyde okuma yapmaları. Öykü yazmaya karar vermemin en büyük nedeni okuduğum öykülerin bana yol açmasıydı.
Herhangi bir atölyede eğitim görerek yazmaya koyulmadım. Dediğim gibi okuduklarım bana yol gösterici oldu. Bir de öyküleri yazdıktan sonra danıştığım üç beş dost. Fikirlerine güvendiğim bu arkadaşlar görmediğim, es geçtiğim yerleri görünür kıldı. Kişi yazdığına kördür derler. Olumsuz, yıkıcı eleştiri yapanlar da oldu ama bu yaklaşımlar beni daha fazla güçlendirdi. Çizdikleri yolda destek olanlarla beraber ilerlesinler, yolundan edenlere karşı ise gardlarını düşürmesinler.

Ümit YABAN: Kitabın kapak tasarımı, iç tasarımı, yazı tipi için önerileriniz oldu mu? Bu sürece dahil olmak istediniz mi? İstediyseniz olabildiniz mi? Talepleriniz yayınevi tarafından karşılandı mı?
Kerem BAKICI: Bu konuda herhangi bir zorluk yaşamadım. Yayınevim yeterli özgürlük alanı bıraktı. Yazı tipi, iç tasarım konularına hiç girmedim. Kapak tasarımı içinse öncelikle bana danışıldı, bir isteğim olup olmadığı soruldu. Sonrasında birkaç tasarım örnekleri gönderildi, aralarından birini kendim seçtim. Bu konuda güzel bir iş çıkardıklarını söyleyebilirim. İçime sindi.

Ümit YABAN: Günlük yazma rutininiz var mıydı? Malum yaşam büyük bir koşuşturma, bu koşturma arasında yazmaya günlük ne kadar zaman ayırabiliyordunuz?
Kerem BAKICI: Bütün bir yılı kapsayan yazma rutinim yok. Ancak bir öyküye başladıysam onu bitirene dek bir rutin oluşturmaya gayret ediyorum. Öğleden sonra iki veya üç saat çalıştıktan sonra ara verip gece yarısı da en az iki saat çalışıyorum. Öyküde nihai sona geldikten sonra rutin sona eriyor. Hemen yeni bir öyküye başlayayım diye zorlamıyorum kendimi. Her metnin kendi içinde yazılma zamanı var. Zorlayarak bir şeyler ortaya çıkabilir ancak ne derece iyi olur emin değilim.

Ümit YABAN: Öykülerinizden gözlem yeteneğinizin gelişmişliği okunuyor. Doğa ve insana hep yakın mıydınız?
Kerem BAKICI: Belli bir yaş dilimine kadar hem doğaya hem insana çok yakındım. Yaş aldıkça insana olan yakınlığım azaldı aksine doğayla olan münasebetim arttı. Eskiden, sosyal medyanın henüz olmadığı veya bu derece etkin olmadığı zamanlarda daha az insan tanıyorduk. İnsanoğluna olan bilgimiz çevremizden ibaretti. Ancak son dönemde ülkenin, dünyanın her yerinden, bambaşka insan yüzleri görür olduk. Müthiş bir bilgi bombardımanı. Çok büyük oranda bilgi çöplüğü içinde debeleniyoruz. O kadar farklı ve hayret edeceğim şekilde düşünen insan var ki! Bu hem endişe kaynağı hem de insanı geri çekilmeye iten bir güç.

Ümit YABAN: Yazar olarak sosyal medyayı nasıl kullanıyorsunuz?
Kerem BAKICI: Orayı bir edebiyat platformu olarak kullanmaktansa şahsi hayatımı merkeze alan bir nefes alma alanı olarak kullanmaya çalışıyorum. Daha doğrusu o amaçla kullanıyordum ama tam tersi etki yapmaya başladı. Bizleri kendi alanına çekip esiri yaptı. Nefes almaya çalışırken nefessiz kaldık. Ama şunu unutmamak gerekir: İletişim oradan akıyor. Kitap tanıtımını yapmak isteyen yazarlar için bir şans da olabilir.
Ümit YABAN: Her yazarın ilk kitabı biraz acemilik ve fazlaca heyecan ile yazılırmış. Katılıyor musunuz? Yeni dosya hazırlığınız var mı? Yeni dosyada asla yapmam dediğiniz bir liste var mı?
Kerem BAKICI: Her ilk kitapta fazlaca heyecan olduğuna katılıyorum ama acemilik kısmı bence muğlak. Bazı yazarların ilk kitabını okurken karşımda tecrübe abidesi biri varmış gibi hissediyorum. Acemiliği en fazla hissettiren nokta acelecilik. Fazla aceleye getirilen her yapıt acemilik kokar.
Yeni dosyamda son aşamaya geldim. Yazım süreci bitti, düzenleme kısmındayım. Çok uzak olmayan bir gelecekte yayımlanacağını düşünüyorum. İlk dosyamda beni pişman eden bir nokta yoktu. Bu yüzden ikinci dosyamda “asla yapmam” dediğim bir listem yok.
Ümit YABAN: Sorularımla okuyanların hem sizi daha iyi tanıması hem de kendi kafalarındaki soru işaretlerine bu yoldan geçmiş birinden cevap bulmalarını diledim. İkinci kitabınızı heves ile bekliyorum. Gönlünüze, kaleminize layık ömrünüz olsun. Teşekkürler.
Kerem BAKICI: İnceliğiniz, sabrınız ve okur/yazarlara sağladığınız bu olanak için gönülden teşekkür ederim.
“İlk Ümit” Röportaj Serisinin Diğer Bölümleri İçin
03.08.2024 © Novelius Edebiyat

