01.02.2025 © Novelius Edebiyat - Ümit Yaban
“Benim için yazmasaydım ölürdüm durumu hiç olmadı. Ama benim en büyük mutluluğum diyebilirim. Bu nedenle bir tür terapi. İnternetin olmadığı yıllarda, çocukların doğum günlerinde birbirlerine kitap aldığı, içinde üç beş kitabı (çoğu Pearl S. Buck’ın kitapları) olan kütüphaneye sahip küçük bir şehirde sıkıntıdan ölmemek için başladım yazmaya.”
BUKET ARBATLI
Ah ilk kitaplar, sanki yazandan bir parça kopacak da evrende yıldız gibi parlayacakmışçasına müstesna bir öneme sahiptir. Bu önem hem yazarlar hem de edebiyat tarihi için geçerlidir. Bu heyecana ortağız ve zevkle görünürlüğüne katkı sunmayı kendimize görev addediyoruz.
Röportaj: Buket Arbatlı – Ümit Yaban
Ümit YABAN: Sayın Arbatlı ilk kitabınız Erkeklere Her Şey Anlatılmaz’ı kutlarım. Sel Yayınları’ndan elimize geçti. Derinliği olan çarpıcı öykülerle tanıştık. Öncelikle merak ettiğim sizsiniz, edebiyatla kurduğunuz ilişkiye de değinerek kendinizi tanıtır mısınız? Buket Arbatlı kimdir?
Buket ARBATLI: Hekim, anne, yönetici ve yazar. Yazmak sıralamada en altta olsa da son on yıldır beni en çok mutlu eden faaliyet. Okumayı öğrendiğimden beri devamlı okuyorum diyebilirim. Hayatımın vazgeçilmez bir parçası. Yazmaya lisede başladım. O zamanlar kıymetini bilemediğimiz bir dersimiz vardı; kompozisyon yazma. Aslında kendini düzgün ifade etmeyi öğrenmek için fevkalade bir yöntem. Baktım, anlatmak istediklerimi kâğıda dökebiliyorum, o boş sayfada bambaşka hayatlar kurup, sonu gelmez yolculuklara çıkabiliyorum. Kılıfımdan sıyrılıp başka insanlar, başka cinsiyetler hatta türler olma fırsatım var. İşte budur dedim. Ancak araya uzun bir ara girdi. İş hayatında kadınların yolu çetrefilli, durmaksızın kendini ispat etmek zorundasınız. Ardından bitmeyen bir sorumluluk annelik. Belki de tümü bahane, cesaretimi kaybetmiştim. Bilemiyorum. 2010 yılı benim için milat, kendim için bir şey yapmaya karar vermem o tarihe denk gelir. Yazmayı öğrenmeliyim dedim. Yolculuk böyle başladı.
Ümit YABAN: Yazma yolculuğu nasıl başladı? Üslubunuzu oluşturmanızda bir yol göstericiniz oldu mu? Dahil olduğunuz atölyeler oldu mu? Size katkılarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Buket ARBATLI: En büyük rehber büyük klasik yazarlar ve çağdaş cesur isimler. Okuduğunuz kitaplarda önünüze çıkan bambaşka bir üslup, bazen tepetaklak gelmiş şaşırtıcı bir kurgu, bin yıl düşünseniz aklınıza gelmeyecek karakterler o kadar eğitici ki. Elbette iyi kitaplardan söz ediyorum. Burada türlerden değil, türlerin iyilerini kastediyorum. Mesela polisiye tutkunuyum. Oradaki karakter tahlilleri bazen çok işime yarar.
Atölyelerden çok fayda gördüm. Jale Sancak’ın yaratıcı yazarlık atölyesiyle başladım. Epey uzun zamandır Notos Atölye’ye devam ediyorum. Aile içinde atölyeden mezun olmadığım yönünde şaka yapılıyor. Ben o ortamları çok geliştirici buluyorum. Ayrıca okuma ve yazmayı sevenler insanlarla vakit geçirmek çok zevkli. Bana çok katkısı oldu atölyelerin.

Ümit YABAN: Yazım ve yayınevi bulma safhalarında zorluklarla karşılaştınız mı? Kitabınızı raflarda gördüğünüz o ilk ân neler hissettiniz?
Buket ARBATLI: Sanırım işin en zor kısmı bu. Dosyanız hazır ve siz ne yapacağınızı bilmiyorsunuz. Yayınevlerinin çoğu oldukça kibar ama bazen ilginç cevaplar alabiliyorsunuz. Bazı yayınevleri net cevap vermiyor, dosyanız askıda kalıyor resmen. Sel Yayınları’ndan editörüm Zarife Biliz’in mailini alınca çok heyecanlandım. Oğlumu ilk gördüğüm anla kıyaslanabilir bir heyecandı. Üzerinde çalıştık, sonra genel yayın kurulundan da olumlu cevap geldi. O günü unutamam. Hastane yöneticisi olarak çalışıyordum. Libya’dan yaralı askerlerin tedavisi için heyetle toplantıdaydım. O kadar heyecanlandım ki Libyalı subaylarla paylaştım haberi. Herkes o an savaşı unutup beni tebrik etmişti.
Kitabın raflara çıktığı hafta Kovid nedeniyle ülke çapında karantina ilan edildi. Ben de hastane yönetiyordum. Ne kitabımı görebilme ne de kutlayabilme şansım oldu. Ancak bir yıl sonra imza günlerine katıldım ve fark ettim ki epey okuru olmuş.

Ümit YABAN: Günlük yazma rutininiz var mıydı? Malum yaşam büyük bir koşuşturma bu koşturma arasında yazmaya günlük ne kadar zaman ayırabiliyordunuz?
Buket ARBATLI: İş hayatım çok yoğun. Yazma sürecimde ya şirket yönetiyordum ya da hastane. İş dışında ailem vakit ayırmam gerekiyor. Yazmaya vakit kalmıyordu. O nedenle hep geceleri ya da uzun yolculuklarda yazardım. Sonra Virginia Woolf gibi yaptım. İlk önce çalışma odasıyla başladım, kendime yazı masası aldım. Ardından pazar günlerini yazmaya ayırdığımı ev halkına ilan ettim. Onlar da saygı gösterdiler. Her zaman desteklediler. Şimdilerde evden çalışıyorum. Yazma konusunda daha serbestim. Her gün yazmıyorum ama bir öykü fikri varsa beynim onun üzerinde sürekli çalışıyor. Sonra oturup yazmaya başlıyorum. Kurtuluş Savaşı sonlarını ve cumhuriyetin ilk dönemini anlatan öykülerden oluşan dosya hazırlarken çok okudum. Olaylara hâkim olmak, doğruyu aktarabilmek, dönemin dilini, insanların ruhunu yakalayabilmek için sürekli okudum. Çok zamanımı aldı.

Ümit YABAN: Yazmak sizce hastalıklı bir durum mu yoksa terapötik bir yolculuk mu? Siz nasıl başlayıp, kim olarak çıktınız bu yolculuktan?
Buket ARBATLI: Benim için yazmasaydım ölürdüm durumu hiç olmadı. Ama benim en büyük mutluluğum diyebilirim. Bu nedenle bir tür terapi. İnternetin olmadığı yıllarda, çocukların doğum günlerinde birbirlerine kitap aldığı, içinde üç beş kitabı (çoğu Pearl S. Buck’ın kitapları) olan kütüphaneye sahip küçük bir şehirde sıkıntıdan ölmemek için başladım yazmaya.

Ümit YABAN: Öyküleriniz çoğunluğu kadın dilinden güçlü anlatıma sahip, derin ve özgün. Mesleğinizin kaleminizi etkilediğini düşünüyor musunuz? Üzerine çalıştığınız dosyanız var mı?
Buket ARBATLI: Teşekkür ederim. En iyi kadınları tanıyorum herhalde. Kadın sorunları üzerinde çok fazla kafa yormamın üslubuma katkısı oldu. Doktor olmaktan ziyade onkolog olmamın etkisi oldu bence. Ölümle burun buruna gelmiş, onu yenmek için her türlü çabayı gösteren, ıstıraba katlanan insanlara şahit olmanın tesiri büyük. Bir fiil hekimlik sadece yedi yıl yaptım, daha sonra hep yöneticilik. İlaç firmaları, hastaneler. Kanser özelinde hastalık denen görünmeyen büyük bir düşmanla çarpışıyorsunuz, bu sizi dayanıklı, sağlam kılıyor. Kaleminize yansıyor.
Yeni dosyamda birbirinden farklı karakterler, ülkenin müthiş süratli bir değişime girdiği dönemde oradan oraya savrulurken kimliklerini, ruhlarını korumaya çalışıyor. Binlerce yıllık değerler altüst olmuş, onlar da yollarını bulmaya çalışıyor. Oldukça farklı bir tarz denedim. Umarım yapmak istediğimi başarmışımdır.
Ümit YABAN: Türk ve Dünya Edebiyatından takip ettiğiniz isimler, hayranlık duyduğunuz yazarlar kimler?
Buket ARBATLI: Bu sorudan çok korkuyorum. O kadar uzun liste ki bu. İsim veremeyeceğim cidden. Türk yazarlardan hayran olduğum kadın yazarlar çok. Eskiden Instagram’da Pazar okumaları diye o hafta okuduğum kitapları paylaşırdım. Yine başlayacağım.
Sadece şunu söylemek isterim, Yüz Kitap’ın tüm eserlerini büyük zevkle okuyorum. En son Agota Kristof’un Büyük Defter, Kanıt ve Üçüncü Yalan kitabını okudum. Özellikle Büyük Defter beni çarptı. Eşsiz.
Ümit YABAN: Kör okuma yapsam, yani yazar ismi bilmeden okusam sizin öykülerinizi tanırım sanırım, çok daha fazlasını da okumak isterim. Yeni öykücülerden sizin de tadı damağınızda kalanlar var mı?
Buket ARBATLI: Ferhat Eroğlu’nun Sel Yayınları’ndan çıkan Göçenlerin Ardı Kapı Duvar, Derya Sönmez Sırça Kanatlar, Öteki Hayvanlar. Rıdvan Hatun, Billur Örüntüler. Deniz Eldam, Bunu Kimseye Anlatma. Çok özgün buluyorum onları.
Neslihan Önderoğlu’nu, Ferhat Emen’i, Semra Bülgin’i de severek okudum. İsmini unuttuğum nice iyi yazar var. Beni affetsinler.
Ümit YABAN: Sorularımla okuyanların hem sizi daha iyi tanıması hem de kendi kafalarındaki soru işaretlerine bu yoldan geçmiş birinden cevap bulmalarını diledim. İkinci kitabınızı heves ile bekliyorum. Gönlünüze, kaleminize layık ömrünüz olsun. Teşekkürler.
“İlk Ümit” Röportaj Serisinin Diğer Bölümleri İçin
01.02.2025 © Novelius Edebiyat

