İlk Ümit: Başak Arslan – Ümit Yaban

21.06.2025 © Novelius Edebiyat - Ümit Yaban

Yazarken belirli bir tema seçme kaygım yoktu. Karakterlerin yaşadıkları, verdikleri tepkiler ve içsel çatışmaları doğal olarak belirli meseleleri öne çıkardı. Hikâyeler ilerledikçe değişim, kabullenme ve geçmişle hesaplaşma gibi konular kendiliğinden su yüzüne çıktı. Yani temayı baştan planlamadığımı, yazım sürecinde şekillendiğini söyleyebilirim.”

Başak ARSLAN

novelius Ah ilk kitaplar, sanki yazandan bir parça kopacak da evrende yıldız gibi parlayacakmışçasına müstesna bir öneme sahiptir. Bu önem hem yazarlar hem de edebiyat tarihi için geçerlidir. Bu heyecana ortağız ve zevkle görünürlüğüne katkı sunmayı kendimize görev addediyoruz.

Röportaj: Başak Arslan – Ümit Yaban

Ümit YABAN: Sayın Başak Arslan, ilk kitabınız Sardunyalar Güneşe Bayılır‘ı kutlarım, Sel Yayıncılık basımıyla elimize geçti. Keyifli öyküler okuduk, teşekkürler. Öncelikle merak ettiğim sizsiniz, edebiyatla kurduğunuz ilişkiye de değinerek kendinizi tanıtır mısınız? Başak Arslan kimdir?

Başak ARSLAN: Teşekkür ederim, beğenmenize sevindim. Türkçe Öğretmeniyim. Yazıyla ilişkim aslında dergilerle başladı. Daha ilkokuldayken, babamla her hafta sonu dergi almaya giderdik. O dergileri okumak benim için büyük bir heyecandı, sayfaları çevirirken yeni bir şey keşfetmenin tadını çıkarıyordum. Bu alışkanlık beni hiç bırakmadı. Zamanla dergilerin yerini kitaplar, kitapların yerini de yazma isteği aldı.

Okumak ve yazmak benim için dünyayı anlamanın ve anlatmanın en güçlü yollarından biri. Gündelik hayatın içindeki çatışmalar beni yazmaya yönlendiriyor. Edebiyatla ilişkim de tam olarak buradan besleniyor sanırım. İnsanı, duygularını ve ilişkilerini en sahici haliyle anlatma çabası.

Ümit YABAN: Yazma yolculuğu nasıl başladı? Yolda bir atölye ya da editörden destek aldınınız mı? Bu yolculuğa yeni çıkanlar için tavsiyeleriniz nelerdir?

Başak ARSLAN: Yazmanın disipline dönüşmesi 2017 yılında başladı. Ondan önce iyi bir öykü okuruydum ama yazmaya cesaret etmek zaman aldı. Yaklaşık iki yıl boyunca öyküler yazdıktan sonra bunları bir dosya haline getirip yayınevlerine gönderdim. Tabii ki dosyamdan teker teker ret cevapları geldi. Ancak o süreç benim için önemli bir öğrenme deneyimi oldu.

Nerede yanlış yaptığımı daha iyi fark edebilmek adına 2019 yılında Semih Gümüş’ün atölyesine katıldım. Atölye süreci hem yazma alışkanlığımı pekiştirdi hem öyküye dair bakış açımı geliştirdi. Hem de bana aynı yolda yürüyeceğim dostlar kazandırdı.

Bu yolculuğa yeni çıkanlar için tavsiyem sabırlı ve öğrenmeye açık olmaları. Ret cevapları moral bozucu olabilir ama bunları bir son olarak değil, gelişim sürecinin parçası olarak görmek gerekiyor.

Ümit Yaban’la İlk Ümit röportaj serisinin 59. bölüm konuğu Sel Yayıncılık’tan çıkan ilk kitabı “Sardunyalar Güneşe Bayılır” ile Yazar Başak Arslan oluyor…

Ümit YABAN: Yaşanmışlılar, gözlemlediklerimiz, iç dünyamız yazdıklarımızın bel kemiği olsa da sizin yazarken ilham kaynaklarınız, hikayelerinizin temelini oluşturan unsurlar nelerdir?

Başak ARSLAN: Benim için hikâyeler genellikle bir anın, duyduğum bir cümlenin, okuduğum bir haberin zihnimde yankılanmasıyla başlıyor. Gözlemlemek, dinlemek ve o anı içselleştirmek yazarken en büyük ilham kaynaklarım. Gerçekliğin içindeki çatışmalar, karakterlerin suskunluklarında gizlenen hikâyeler beni yazmaya yönlendiriyor. Yazarken olayların beni yönlendirmesine izin veriyorum. Karakterler yaşadıkça, düşündükçe ve konuştukça hikâyeleri de kendiliğinden şekilleniyor. Sahici bir mekân yaratmak, diyalogları doğal kılmak ve okurun o anın içinde hissetmesini sağlamak benim için önemli. O yüzden ilham kaynağım çoğu zaman hayatın kendisi oluyor.

Ümit YABAN: Yazım süreciniz belirli bir disiplin veya ritüel çerçevesinde mi ilerliyor? Yazar tıkanıklığını aşmak için benimsediğiniz özel yöntemler var mı?

Başak ARSLAN: Yazma sürecim belirli bir ritüele dayanıyor ama katı kurallarım yok. Benim öyküsüz geçen günüm neredeyse hiç olmuyor. Yazmasam bile mutlaka bir fikir zihnimde dolaşıyor. Genellikle çantamda taşıdığım deftere not alıyorum, ilk taslağı da deftere yazıyorum, sonra bilgisayara geçiriyorum. Öykülerimi önceden planlamaktan çok keşfederek yazıyorum, sonunu yolda buluyorum.

Yazar tıkanıklığını aşmak içinse kendimi zorlamıyorum. Bazen uzaklaşıp demlenmesine izin veriyorum, bazen de bir sahneyi başka bir açıdan yazmayı deniyorum. Deniz (Eldam) ve Meral (Adalı) ile öykü üzerine konuşmak da bana iyi geliyor. Bazen bir cümle, bazen bir bakış açısı, bazen de paylaşmanın verdiği rahatlık tıkanıklığı aşmamı sağlıyor. Yazmak bireysel bir süreç gibi görünse de bazen doğru paylaşımlar ve yönlendirmelerle çok daha ileriye taşınabiliyor.

Başak ARSLAN

Ümit YABAN: Kitabınızın genel teması nedir? Temayı oluştururken bilinçli bir şekilde mi hareket ettiniz yoksa yazım sürecinde kendiliğinden mi ortaya çıktı?

Başak ARSLAN: Kitabın temelinde ilişkiler, özellikle de aile ve o ailede üstlendiğimiz roller var. Karakterler, bazen bir suskunluğun içinde, bazen geçmişle yüzleşirken kendilerini ve birbirlerini anlamaya çalışıyorlar. Aile içindeki çatışmalar, kopuşlar, kabullenmeler ve bazen de söylenmeyenler hikâyelerin odağında.

Yazarken belirli bir tema seçme kaygım yoktu. Karakterlerin yaşadıkları, verdikleri tepkiler ve içsel çatışmaları doğal olarak belirli meseleleri öne çıkardı. Hikâyeler ilerledikçe değişim, kabullenme ve geçmişle hesaplaşma gibi konular kendiliğinden su yüzüne çıktı. Yani temayı baştan planlamadığımı, yazım sürecinde şekillendiğini söyleyebilirim.

ümit yaban
Ümit YABAN

Ümit YABAN: Kitabınızı bitiren birinin aklında en çok hangi soruların veya duyguların kalmasını isterdiniz?

Başak ARSLAN: Sardunyalar Güneşe Bayılır’ı bitiren birinin aklında şu soruların kalmasını isterdim: Gerçekten iyileşmek mümkün mü, yoksa bazı yaralarla yaşamayı mı öğreniyoruz? Bir insan, başka bir insanın dünyasına ne kadar girebilir? Anlamak, hissetmek, paylaşmak ne kadar mümkün? Geçmiş, bugünü ne kadar belirler? Yaşanan bazı anlar, gerçekten geride kalır mı, yoksa bizimle birlikte mi gelir?

Duygu olaraksa bir burukluk ama aynı zamanda içsel bir sıcaklık bırakmayı isterdim. Belki biraz kabullenme, biraz umut, biraz da “Ben olsaydım ne yapardım?” sorusuyla kalmalarını…

Ümit YABAN: Kitabınızı yazarken ve yayımlarken aldığınız en değerli tavsiye ne oldu?

Başak ARSLAN: Ben çok  sabırsız ve aceleci biriyim. Yakın arkadaşlarım bunu bildiği için bana sürekli acele etmememi, dosyanın er ya da geç yayımlanacağını söylüyordu. Ben de hem onların bu sözlerinden hem de reddedilme korkusuyla epeyce bekledim, öykülerin iyice demlenmesini istedim.

Ama bir süre sonra aynı kişiler yeter artık dosyanı gönder, diyerek beni cesaretlendirmeye başladılar. O noktada anladım ki sabır kadar cesaret de önemli. Bazen artık tamam deyip yola çıkmak gerekiyor.

Ümit YABAN: Yeni dosya hazırlığınız var mı? İlk kitap tecrübesini yaşamış biri olarak, ikinci dosya hazırlığında mutlaka buna dikkat edeceğim dediğiniz başlıklar neler?

Başak ARSLAN: Açıkçası şu an yeni bir dosya hazırlığım yok. Sürecin tadını çıkarıyorum. Kitabım yayımlanırken çok kaygılıydım. Her aşama beni bir adım daha geriye çekiyordu.

O zamanlar her şeyin mükemmel olması gerektiğini düşünüyordum. Ancak bu kez farklı bir yaklaşım benimsiyorum. Artık akışta kalacağımı, sürecin kendi hızında ilerlemesine izin vereceğimi hissediyorum. Kaygıyı bir kenara bırakıp yazmaya ve yaratmaya odaklanacağım.

Ümit YABAN: Sorularımla okuyanların hem sizi daha iyi tanıması hem de kendi kafalarındaki soru işaretlerine bu yoldan geçmiş birinden cevap bulmalarını diledim. İkinci kitabınızı heves ile bekliyorum. Gönlünüze, kaleminize layık ömrünüz olsun. Teşekkürler.

 

 

 

“İlk Ümit” Röportaj Serisinin Diğer Bölümleri İçin

Lütfen Tıklayınız…

21.06.2025 © Novelius Edebiyat

Bir Cevap Yazın