Günlerden Öykü: Taziyeler

01.12.2024 © Novelius Edebiyat

Günlerden Öykü | Bölüm 16:  Taziyeler

novelius edebiyat Dayımın oğludur Nedim. Ben ondan nefret ederim, o benden nefret eder. Hangimizin kini daha büyüktür, bu kini ölçebilecek bir alet var mıdır, yoksa ilerleyen zamanlarda kin-ölçer adıyla bu alet icat edilir mi, edilebilir mi, bilmiyorum. Ama sanırım, kafasının içinde bazen yarım saat, bir saat onunla kavga eden, toplumun içinde onu küçük düşürmeye, altından kalkması güç laflar sokmaya çalışan ben olduğuma göre kini daha büyük olan benimdir.

Hele de sahilde yürüyorsam hele de mevsim ılık bir kış gecesiyse ve hele de şarabımı yuvarlıyorsam bu yürüyüş sırasında o vakit ne güzeldir dayı oğlu ile atışması, tartışması, onu itin götüne sokup çıkartması…

Onu neden mi sevmem? O gericidir, yobazdır. Altyapısı olan bir yobaz olsa bir şey demeyeceğim. Yani gıcık olmamın nedeni yobazlığı değil, yobazlaşması. O, dünün iti köpeğiydi. Köpek gibi içerdi köpek öldüreni. Evine ben taşırdım esrarını da çektikten sonra. Ona buna bulaştığı, karakollarda sabahladığı, kapılarının polislerlerce yumruklandığı, zavallı dayıma beddualar ettirdiği yüzlerce gecesi vardır Nedim Efendi’nin.

İşte bu serseri, bu ruh hastası sonra birden namaza, eşzamanlı olarak da iktidar partisinin ilçe başkanlığına girip çıkmaya başladı. Sevimsiz, ince bir sakal bıraktı. Bakışlarına bir karanlık oturdu. Fanatikleşti. Millete din dersi vermeye başladı. Yeşilçam’dan popçulara, heykellerden şort giyen kızlara, el ele tutuşan sevgililerden kendi halinde rakısını içen akşamcılara her şeye düşman kesildi. Bunu da marifet bildi. Kulluk görevimi yerine getiriyorum diye millete yaşamı zehir eden bönlerin böbürlenmesi içinde iyice iticileşti gözümde.

Erdinç Gültekin’le Günlerden Öykü “Taziyeler” adlı on altıncı bölümüyle yayında…

Derken bir gün, bir öğlen, bir akraba taziyesinde birbirimize girdik. Atatürk’e dil uzatmaya kalktı. Adam vardır heykelleri dikilir, adam vardır adam demeye bin tanık ister; anca karikatürlere konu olur, dedim. Belli ki, o da bana birikmiş. Güç ayırdılar. On gün sonra barıştık, aile büyükleri tarafından barıştırıldık. Barıştırıldıktan sonra bir daha konuşmadık. Belki konuşurduk ama öyle bir şey oldu ki, Nedim bugün yaşıyorsa, çoluk çocuğa karışmışsa bu onun talihidir. Nedim’i öldürebilirdim. Öldürmedim.

O gece eve gelir gelmez kız kardeşim kapıda verdi müjdeyi. Nedim’e kız istemişler. Güldüm. O hanzoya kim verir kızını? Nedim’i çok küçümsemiş olmalıyım. Zamanında benim göz koyduğum, acısını çektiğim kızdı karısı olacak güzel. O anı, o sarsıntıyı geçelim. Kendimi çevreme rezil ettiğim, küçük düşürdüğüm yakınmalarımı da itelemek istiyorum. Aşkımın beni dünyadan kopardığı günlerde içimi döktüğüm o muhafazakâr psikopatın üstüne neyse ki içip, kafayı bulup yürümedim. Gazetelerin ikinci, üçüncü sayfalarına düşmedik. Benim bugün için tesellim salt budur. Şimdi yoldayım, yürüyorum dayımın evine doğru. Dayım gece ölmüş. Çişe kalkmış herhalde. Koridorda yığılmış. Keşke ölmeseydi dayım. Sonsuza kadar yaşasaydı. Şimdi onun yüzünden Nedim Efendi ile tokalaşıp, şakaklarımızı tokuşturmak zorundayız. 

S O N

01.12.2024 © Novelius Edebiyat

Bir Cevap Yazın