02.06.2024 © Novelius Edebiyat
Günlerden Öykü | Bölüm 4: Hela Yolunda
Yüz seksen kilometredir tutuyordu, şurda kalmıştı yüz kırk kilometre. Çok çok iki saat… Tutardı, tutacaktı ama bunca tabela okumuştu hâlâ öğrenci olarak yaşadığı şehrin ismini görememişti Kayhan. Olur mu canım, gözümden kaçmıştır, diye inledi ter içinde. Tahmini yüz elli kilometre, o da taş çatlasın. M’ye atmış sekiz kilometre yazıyordu demin. M ile K arası da yetmiş beş kilometre olduğuna göre… Evet, evet birkaç kilometrede geçtiğine göre yüz elli kilometre bile kalmamıştır.
Ah şu bizim K’nin tabelasını bir görsem… Derin derin soludu. Evet, bir görebilseydi o vakit kendini daha güçlü hissedecekti.
Otogara insin, hemen bir taksiye atlayacaktı. Ulan hala, kırkına kadar evlenmedin, bu karda kışta birden evleniverdin. Yine derinden soludu. Halanın ne suçu vardı. A’da yediği köfte, hep o mahvetmişti mideyi. Gece yolculuğu da ne pisti. Her yer karanlık. Çevresine şöyle bir bakındı. Ne güzel herkes huzur içinde uyuyordu. Kendi ise sancılar içindeydi. Keşke molada hastalığını yenip girseydi genel tuvalete. Ama ne mümkün… Neyse hiç olmazsa yanında biri oturmuyordu. İyi kötü inleyebiliyordu biraz olsun rahatlayabilmek için.
Acaba mavine seslense miydi? Ama hayır, genel tuvalete büyüğünü yapamıyordu işte. Küçük neyse ama büyüğünü yaparsa mikrop kapacağını, kirleneceğini, hastalanacağını düşünüyordu. Daha doğrusu genel tuvalete giremiyordu. Hep annesinin yüzündendi. Ta ilkten başlayarak üstelemiş, yaşamını altüst etmişti. Daha askerlik var önümde diye düşündü.
Ah, bir evine varabilse. Ev arkadaşına, gelen konuklara hatta kız arkadaşına bile kullandırmadığı tuvaletin kapısını bir açsa, bir rahatlasa… Bu arada ev arkadaşını, Titrek Yaşar’ı aramadığı aklına geldi. Boş ver gibisinden elini salladı karanlıkta Kayhan. O, memleketine giderken haber veriyor muydu? Umarım ben yokken tuvaletimi ona buna kullandırmamıştır.
Elinin tersiyle alnını sildi. Biraz rahatlar gibi olmuştu. Gerçi yarım saat önce de hafiflemiş, oh geçti galiba demiş ardı daha güçlü sancılar gelmişti.
Doksan kilometre kalana kadar sancılanmayayım, idare ederim diye mırıldandı.
Uzakta bir ışık huzmesi ilgisini çekti. Bir köy diye düşündü. Köyü yaralı bir kuşa benzetti. Eğer o köyde doğsaydı böyle bir hastalığı olmayacaktı. Derken mavi tabela beliriverdi. Otobüs hızlı gittiğinden güçlükle okudu. K’ye yüz yirmi sekiz kilometre vardı. Heyecanlandı. Nerden nereye. Bir şey kalmamıştı artık. Çok çok…

On beş dakika sonra sancısı dinmiş, Kayhan bu sıra sınavlarını düşünmüştü. İyi hazırlanamamıştı, tedirgindi. Sonra yollara baktı. Bütün Anadolu kar altında. Kardan bıktım artık. Güneşi, denizi özledim. Var mıydı Akdeniz gibisi. Bunları düşünüyordu ki, sancı yine dolaştı bünyesine. Yine terlemeye, içinden küfürler etmeye başladı. Artık göğsü ağrımaya başlamıştı. Ulan bir daha yoldan yemek yiyenin…
Otobüs K Garajına girdiğinde o çoktan ayaklanmıştı. Kapılar açılır açılmaz mavine yaklaştı, muavinin koluna girip derdini anlattı ter içinde. Muavin, anlayışlı, önce Kayhan’ın bavulunu verdi. Ulan yerlerde buz içinde. Nedir bu çile… Aman yumuşak koş yoksa kaçırırsın. Yirmi yaşındasın sağlam ol. Yahu bu işin yaşla ne ilgisi var. Hem daha ne kadar sağlam olacağım. Belki dünya rekoru kırdım. Üç yüz kilometredir tutuyorum be… Yolun yarısını ıkınarak geçirdim. Küçük de basmasa bari…
Taksi! Merhaba abi. Acele öğretmenevi sokağına abi. Evet, o sakağa girdin mi kolay, bir iki sağ sol yapacaksın. Gözünü seveyim biraz hızlı ol. Şeker hastasıyım da iğnem evde. Evet, yollar da buzlu ama…
Yalana da başladık. Yalan söylememe neden büyük tuvaletim.
Güler misin, ağlar mısın? Umarım çok para tutmaz. Yok canım ne tutar ki, avuç içi kadar şehir. Ulan saatte bire geldi nerdeyse. Yaşar’a da haber vermedik. Neyse… İkiden önce yatmaz zati o. Hatta evde bile değildir büyük ihtimal. Ödlek herif, boşuna mı Titrek Yaşar diyorlar? Anam anam, iyice bastırdı yine. Sakın bi son dakika golü yemeyelim. Hadi be, olur mu öyle şey? Bunca tut. Evet, hocam yolun sağından… Evet, buradan da sol. Şu müstakil evin önünde dur. Buyur abi. Üstü kalsın önemli değil. Sen de sağ ol…
Aç şu bahçe kapısını. Bavulu at şu köşeye. Işıklar sönük. Karda ayak izi de yok. Demek ki, Yaşar evde yok. Anaaaammmm! Açıl ulan, kaç yerden kilitlenmiş bu kapı? Kırarım şimdi. İşte açıldı. “Dur ulan Yaşar benim. Bırak o bıçağı Yaşar! Ulan savurma benim diyorum. Dur ışığı yakayım. Savurma şu bıçağı, korkma!”
“Sen misin Kayhan? Neden geleceğini haber etmedin? Ayıp ama ödümü kopardın. Hırsız sandım seni. O bi şey değil bok yoluna gidecektin. N’oldu Kayhan, yoksa ağlıyor musun?”
“Ulan Titrek, Allah belanı versin! Üç yüz kilometredir tutuyordum üç adım kala kaçırttın bana.”
S O N
02.06.2024 © Novelius Edebiyat

