06.10.2024 © Novelius Edebiyat
Günlerden Öykü | Bölüm 13: Eklentiler
İstanbul’a bir İstanbul, İzmir’e bir İzmir, Adana’ya bir Adana daha eklenmişti. Bu eklentiler kinle doluydu. Eklentinin kafası karışıktı, yorgundu. Kimsesizdi sanki. Yabancıydı. Kimliği yoktu. Dostu yoktu. Toplumsallaşamıyordu. Birine bilmediği bir sokağı soramıyordu. Her şeye uzaktan bakıyordu. Çabuk alınıyor, küsüyor, kızıyordu. Niye, neye bozulduğunu da kavrayamıyordu. Dışlandığını duyuyordu. Birilerine savaş açılması gerektiğini duyuyordu ve ötede ötekiler bekliyordu. Onlar eklentileri kışkırtmayı iyi bilirlerdi. Zaten varlıklarını da buna borçluydular. Ele geçirdikleri, talan ettikleri, içini boşalttıkları, peşkeş çektikleri ne varsa onları kötüler, hedef şaşırtırlardı. Her dona girebilir, her dondan çıkabilirler, birbirlerini dahil her şeyi satabilirlerdi. Başlarındaki adam ağlasın hepsi birden ağlayabilirdi, içlerinden ağlamak gelmese de belki yıllardır hiç ağlamamış olsalar da.
İçi kin dolu eklenti, intikam alır gibi oy kullanmakta buldu çareyi. Köyünde, kasabasında küfür edeceği adaletsizliklere büyük şehirde alkış tutar oldu. Kanını emenleri kendinden bildi; ses çıkarmadı, görmezden geldi kahpeliği, puştluğu. Düşünürse işin içinden çıkamayacaktı, o da yola düşen cümleleri aldı, silmeden soktu koynuna. Ne de olsa bunlar bizdendir, dedi, vicdanını böyle rahat ettirdi. Kızını satar gibi kocaya verdi, oğluna küstü, karısına vurdu ama asla dokundurmadı ağasına. Reisine küfür edenleri düşlerinde dövdü, bozdu. Kan davalı oldu onlarla. Kendini köpek gibi hissetmemek için sapla samanı karıştırmayı yol bildi; bu sayede kendini denk bildi dış kuvvet ilan edilenlere karşı.

Okuyamadığı için okuyanlara, tatile gidemediği için, gidenlere düşman oldu. İçenleri sevmedi, çünkü kendi de içmiyordu, içemiyordu. Düşman oldu vergisini ödeyip de içenlere. Vergisini ödeyen herkese düşman oldu. Çünkü onlar vergisini ödeyebiliyordu. Vergi aflarına uğrayan yeni zenginlereyse nedense sinirlenmiyordu, oğluna harçlık veremezken.
Oğlu çabuk kirlendi, torbacı oldu. Ölüyordu, öldürüyordu her gün. Ve bunun adı kader oluyordu. Karısı bir hayırsız doğurmuştu. Hepsi buydu. Allah devlete millete zeval vermesindi. Ve şimdi o konuşuyordu. Hani ilkokula kendisi gibi yırtık ayakkabı ile giden, zamanında kendisi gibi ev kirasını ödemekte zorlanan, kendisinin ağzıyla konuşan adam; yirmi yıldan fazladır sürekli konuşan, hiç ama hiç susmayan adam… Birden sinirlendi. Kan, kendine ait olmayan beynine sıçradı. Mutfaktaki karısına bağırdı: Getirsene şu çorbayı, ısınmadı mı hâlâ!
S O N
06.10.2024 © Novelius Edebiyat

