2024 Edebiyat Soruşturması –  Bölüm 9 – Nilgün Çelik

10.12.2024 © Novelius Edebiyat

Yayına Hazırlayan: Mehmet BAHÇECİ

9. Bölüm: Nilgün Çelik

edebiyat Editörün Notu: 2024 Yılı Edebiyat Soruşturmamızda, edebiyatın yükünü sırtlanmış birbirinden değerli isimleri ağırlıyoruz. Konuklarımıza az sayıda ve net sorular yöneltmeye gayret ettik. Edebiyatseverler için faydalı olması temennisiyle...

Soru 1:

2024 Yılında yerli ve yabancı pek çok eser okurlarla buluştu. Yeni çıkan kitapları takip edebildiniz mi? İçlerinden okuduklarınız ve beğendikleriniz var mı? Düşüncelerinizi kısaca paylaşır mısınız?

Cevap 1:

Evet, yayınevleri tüm şartlarını zorlayarak okurla kitaplarını buluşturmaya devam etti. Şükürler olsun, dedik. 2024 yılı benim için çok yoğun geçti. Mümkün olduğu kadar yeni kitapları okumaya ve hakkında yazmaya, yazarla söyleşi yapmaya çalıştım. Yerli kitaplar arasında beni çok etkileyen kitaplar oldu. Sibel Oğuz’un 2023’ün son aylarında çıkan ve benim de 2024 başında okuduğum Annem Zeytin ve Çay, naif duyarlı öykülerden oluşmuş. Hüzünde bile anlatma telaşına düşmeyen o naif dili çok sevdim. Melisa Yılmaz’ın Eşya, Efkâr ve Çiçekler adlı kitabı, okudukça içinizi delen öykülerden oluşuyor. Çok etkilendiğim iki öyküsü var kitabın içinde. Bu kitap da unutulmayacaklar arasında. Deniz Durukan’ın Vedat Sakman’ı anlatan Usulca Vedat Sakman, Müzisyen de sanatçıyı bilmediğim yönleriyle anlattığı, titiz bir çalışma olduğu için ve Vedat Sakman’ın şartlar ne olursa eğilip, bükülmediğini o dik duruşunu gördüğüm için çok beğendim. Belki de bu günlerde böylesi duruşlara çok ihtiyacımız olduğu için o da unutulmayacaklar arasında. Yine aynı türde ve yine aynı sebeple beğendiğim Burcu Şahin’in Kendi Heykelini Yontan Kadınlar Leyla Erbil’in eserlerini yorum katarak incelediği ve Erbil’in edebiyata bakışı ve duruşunu hatırlattığı için beğendim.  Erbil’in eserlerini “ait olabilme” olgusu üzerine oluşturduğunu akademik bir dille okura hatırlattığı için Burcu Şahin’in bu inceleme kitabını beğendiğimi söylemeliyim. Bilimkurgu romanlarını çok sık okumasam da bu yıl okuduğum, Ryka Aoki’nin Sıradışı Yıldızların Işığı fantastikle bilimkurguyu birleştirdiği için beni etkiledi. Anna Della Subin’in Kazara Tanrılar’da tanrılaştırılmış karakterlerin sömürüye ne kadar yakın olduklarının altını çizdiği için severek okuduğumu söyleyebilirim. Osman Balcıgil’in, Yağmur Çiseliyor, Çorum olaylarını kurgusal bir düzlemde anlatırken aslında bugün başımıza nelerin, neden geldiğinin cevaplarını veren bu kitabı da ayrıca çok beğendim. Erendiz Atasü’nün Kadınlık ve Toplumsal Çalkantı adlı eseri elbette baş tacı. Türkiye’nin siyasi tarihini, cumhuriyet öncesi ve sonrasını kadına yaklaşımı anlatan ve bana kalırsa kaynak kitap olan bu eseri de çok beğendiğimi söylemek isterim. Yine Atasü’nin Herkes Sevdiğini Öldürür, adlı eseri içinde geçmişe ve bugüne dair yazılmış öykülerin bende gelecekteki duruşumuza işaret olduğu izlenimi yarattığı için beğendiğimi söylemek isterim. Elbette sadece aklıma gelenler bunlar.

Soru 2:

2024 Yılını okuma ve yazma anlamında nasıl geçirdiniz? Kendinize ve projelerinize vakit ayırabildiniz mi? Bize 2024 yılı panoramanızı çizer misiniz?

Cevap 2:

2024 her şeye rağmen benim en verimli en yoğun olduğum yıldı demeliyim. Mayıs ayında üçüncü kitabım, Üze okurlarla buluştu. Etkinlikler, tanıtımlar oldukça yoğun geçti. Yine ara vermeden, okuduğum kitaplar hakkında yazmaya devam ettim. Kendime ve dostlarıma zaman ayırdım ve bu yıl edebiyat camiasından güzel insanlarla tanıştım. Birlikte güzel projeler gerçekleştirdik. Gerçekleştiriyoruz da halen. Eksik Parça Yayınları ile hem yeni çıkan kitapların tanıtımı konusunda hem de yayınevine gelen dosyaların ilk okuma, editoryal olarak çalışmalarına destek veriyorum. Güzel ve verimli çalışmalar oluyor. Yine aynı şekilde SRC Yayınlarından yeni çıkan kitapların tanıtım ve yazarlarla söyleşilerini yapıyorum.

Yayınlanmayı bekleyen 2 dosyam var. Onların okurla buluşması sonrasında başka bir dosya hazırlığım olacak. Şu an birkaç öykü hazır o dosya için. Yazmaya devam.

Soru 3:

Türk Edebiyatı mı, Türkçe Edebiyat mı? Türkiyeli Edebiyatı mı?.. 2024’te de ısıtılıp önümüze konulan bu kavram kargaşası hakkındaki düşüncelerinizi paylaşır mısınız? Nedir doğrusu?

Cevap 3:

Türkiyeli vurgusunu ilk 2009 yılında Genel Kurmay Başkanı İlker Başbuğ’dan duymuştum. Önemli bir konuşma yapıyordu. Bu neyin başlangıcı demeden edemedim ve bugüne geldik. Oysa cevabını da biliyordum sorumun.  Sizin sorunuz, içinde edebiyatı kapsadığı için edebiyat cephesinden cevaplanabilir olsa da asıl cevap siyasi tarafı açıklanmadan netleşmez bana kalırsa. Siyaseti de burada yazmak pek doğru olmaz sanırım. Ancak en basit anlatımıyla şu kadarını söyleyeyim:

Türk tiyatrosu, Türk lokumu, Türk kahvesi, Türk bayrağı, Türk askeri diyoruz. Türk lirası, Türk ocakları diyoruz. Şimdi bunların hepsini silip Türkiyeli mi diyeceğiz? Ne mutlu Türküm diyene cümlesinin bir ruhu vardır. O ruhu hisseden herkes Türk’tür. Türkün kültürel ve geleneksel bir geçmişi vardır. Türkiyeli demek bunları silmek demektir benim gözümde. Etnik kökenleri olan insanlar bunu belirtebilir, ancak tek bayrak altında Kara Fatma’ların, Nene Hatun’ların sınırları yokluk içinde çizdiği bu coğrafya TÜRK tür. Siyasetin çirkin tarafını anlatacak başka merciler olursa anlatırım elbette ama benim için: “TÜRK Edebiyatı”dır, gerçek olan. Böyle de kalmasını diliyorum.

Nilgün Çelik

Soru 4:

Son on yılda yayımlanan verilere baktığımızda, kitap okumak, ihtiyaçlar hiyerarşimizin 235. sırasında kendine yer bulabilmiş. Ülkemizde kitap okumaya ayrılan vaktin günlük ortalama 5 dakika ile sınırlı olduğunu da düşünürsek, çıkan sonuca hiç de şaşırmamalı.

Gelelim sorularımıza…

Kitaba ve okumaya olan talebin bu denli kısır, entelektüel beğenilerin de bu denli diplerde olduğu bir ülkede “yazma” motivasyonunuzu nasıl koruyorsunuz?

Yayımlanmayacağını, kimsenin okumayacağını bilseniz de yine de yazar mıydınız?

Cevap 4:

Sondan başlayarak cevaplamak isterim: Herhangi biri okusun diye yazmaya başlamamıştım.  Kendi kendime içimden geldiği için yazdım. O yüzden şimdi okunmayacağını da bilsem yine de yazmaya devam ederim. Ancak okunur olmak da bir motivasyon, o ayrı.

Yazmak eylemi gerçekten motivasyon gerektiriyor. Birçok etmenin oluşması lazım yazmak için. Hele takıntılarınız varsa yazmak gerçekten güçleşebilir. Yazmak, biraz yalnızlık, biraz konfor istiyor.

Konfüçyüs der ki: Bir milleti yok etmek istiyorsanız önce dilinden başlayın,” Şimdi maalesef bu bilinç yaşıyor. Eğitime, kültüre, kitaba bu kadar uzaklaştırılan toplum entelektüel beğeni değil, ne istediğini bile bilmeden yaşayacak / yaşıyor. Bu sürpriz bir sonuç değil. O yüzden direnmemiz gerekiyor. Biraz konforumuzdan vaz geçerek, kendi bilincimizi ayakta tutarak o çarka dişli olmamak için yazmamız, okumamız ve direnmemiz gerekiyor. Motivasyonum tamamen bu bilinç. O çarkın dişlisi olmayacağım mottosu. Varlığımın bilincinde olarak.   Elbette iş hayatı insanlar için bir savaş alanı gibi kıran kırana geçiyor. Asgari ücretle çalışan sayısını göz önüne alırsak her gün savaş halinde olan toplum, maddi manevi yıpranmış durumda iken okumak ve kültürel faaliyetler, en son düşündüğü hatta aklına bile getirmediği gerçekler. Yani bırakın rahatlıkla 200-300 tl verip kitap almayı, çalışma saatleri düşünülünce okumaya zaman kalmıyor. Okumak, düşünmek lüks yani. Dediğim gibi bu “bilinçle” yaratılmış bir çark. O çark güçlenerek dönüyor. Ben biraz daha şanslı olduğum için zaman ayırabiliyorum ve o çarkın dişlisi olmamaya gayret gösteriyorum. Yazmak direnmek diyerek motivasyonumu koruyorum. Günün birinde bu konuda siyasi öyküler de yazabilirim ama şu an  sadece yazmak okumak derdim.

 

Soru 5:

Daha nitelikli bir edebiyat ortamının oluşması adına yeni yılda (yayınevi-yazar-okur üçgeninde) neler yapılmalı? Ve 2025 Yılından beklentileriniz nelerdir?

Cevap 5:

Öncelikle her sektörü etkileyen bu ekonomik krizin bitmesini diliyorum. Okur ve yayıncılar nefes alsın istiyorum.

Yayınevleri şartlar zor olduğu için, satışından emin olduğu yazarlarla çalışma eğilimindeler. Birçok yayınevi son dönemde tanınmış yazarın kitabını “nasılsa satılır,” düşüncesiyle okuruna sunuyor. Büyük yayınevleri de dahil birçoğunda bunu görüyorum. Bu anlayıştan vazgeçilmesi ilk beklentim. Yazarın ismine değil eserine önem vermeli.

Henüz kitabı basılmamış yazar adayının şansı kalmıyor bu durumda. Sebep olarak ekonomik şartlar gösterilse de aslında şans verilmiyor. Yazmaya küsen çok iyi kalemler var. Umarım bu anlayıştan da vazgeçerler. 

Eskiden fuarlarda kitapları daha uygun fiyata alırdık. Şimdi fiyatların daha pahalı olduğunu söylesem yalan olmayacak. Bu da fuar alanının fiyatlarından kaynaklanıyor olsa da fuar amacından sapılmasın diliyorum. Aynı dileğim bazı yayınevlerinin kendi isimdeki kitabevleri için de geçerli. Fiyatlar internet fiyatından neden yüksek bunu anlamıyorum.

Nitelikli olabilmesi için bu ekonomi meselesinin çözülmesi gerek.

Yayınevlerinin kaliteli eser basıp, onu okura daha çabuk ve daha ekonomik ulaştırabilmesi gerek. Yazarının arkasında durması da başka bir dileğim. Yazar ve okuru buluşturmada yayınevlerinin desteği gerek. Yazar bunu tek başına başaramayabilir. Küçük küçük etkinlikler hem okur için hem yazar için mükemmel olur.

Okurların da kitap seçiminde daha eleştirel, daha seçici olması da niteliği belirleyecektir. Sırf yazarın adı var diye bir kitaba sarılmamak lazım. Ama eleştirebilmek için, seçici düzeye gelebilmek için de çok okumak lazım. Bu bir kısır döngü gibi.

Güzel sorularınız için teşekkür ederim.

 

Soruşturma Ana Ekranına Dönmek İçin Lütfen Tıklayınız…

10.12.2024 © Novelius Edebiyat

Bir Cevap Yazın