16.12.2023 © Novelius Edebiyat
Yayına Hazırlayan: Mehmet BAHÇECİ
9. Bölüm: Zafer Köse
Editörün Notu: 2023 Yılı Edebiyat Soruşturmamızda, edebiyatın yükünü sırtlanmış birbirinden değerli isimleri ağırlıyoruz. Konuklarımıza az sayıda ve net sorular yöneltmeye gayret ettik. Edebiyatseverler için faydalı olması temennisiyle...
Soru 1:
2023 Yılını okuma ve yazma anlamında nasıl geçirdiniz? Kendinize ve projelerinize vakit ayırabildiniz mi? Bize Zafer Köse‘nin 2023 yılı panoramasını çizer misiniz?
Cevap 1:
Yüz Yılın Öyküleri başlığı altında, 1923’ten beri yayınlanan ve edebiyatımıza etki etmiş öykülerden oluşan bir kitap hazırlama işine giriştik. İnkılap Kitabevi’nin bir projesi olan ve Kadir Yüksel’le birlikte yürüttüğümüz bu çalışmada, öncelikle yüz edebiyatçı belirlemeye karar verdik. Sonra da bu yüz yazardan her birini en iyi yansıtan birer öykü seçmeye yöneldik.
Çalışma süresince çeşitli notlar alıyorduk. Çünkü bin sayfa civarındaki kitabın girişine, otuz – kırk sayfa kadar bir inceleme metni hazırlamayı düşündük. Önceki on yıllardan Cumhuriyet dönemine kalan miras, 1940’lar, 50’ler, 1990’lardaki dergilerin getirdiği canlanma, 2000’ler, internet döneminde öykücülüğün gidişatı…
Özellikle, kitapta yer alması için seçtiğimiz yazarlarla ve öykülerle ilgili yayınevinin muvafakat alması ve benzer bazı zorluklardan dolayı, çalışma hedeflediğimiz zamanda tamamlanamadı.
Ama böyle bir çalışma yürütürken, bir kısmını tekrar da olsa, binlerce öyküyü okumamız, büyük bir deneyim sağladı bize. Sadece öykücülük, sadece edebiyat alanında değil, toplumsal dönüşümleri de daha somut algılamak gibi, başlarda üzerinde durmadığımız kazanımlarımız oldu.
Ayrıca, bazı öykü yarışmalarının jürisinde yar almamızdan dolayı, henüz yayınlanmamış yüzlerce, binlerce öykü de okudum. Yazarlarının adını görmeden, rumuzla iletilen, büyük olasılıkla çalışmaları pek yayınlanmamış, “yazar adayı” denen kişilerin öyküleri…
Son bir iki yıldır okuduklarımın önemli bir kısmı bunlardan oluşuyor; öykücülüğümüzde kalıcı iz bırakmış ustalar ve çoğu ortaya çıkmayacak “yazar adayları”. Bunları yoğun biçimde ve eş zamanlı okumak, birçok konuyu düşünmeme, bazı farkındalıklara vesile oldu. Bu çalışmalarda böyle bir “fayda” hedeflememiştim, ama çok memnun oldum.

Soru 2:
2023 Yılında yerli ve yabancı pek çok eser okurlarla buluştu. Yeni çıkan kitapları takip edebildiniz mi? İçlerinden okuduklarınız ve beğendikleriniz var mı? Düşüncelerinizi kısaca paylaşır mısınız?
Cevap 2:
Bu yıl okuduğum yeni yazarlardan en sevdiklerim arasında Servet Şan Durukan, Dilek Ekici, Erkan Solmaz, Meral Saylar, Vildan Külahlı Tanış, Anıl Çetinel Örselli isimlerini saymak isterim.
Servet Şan Durukan; günlük hayatta insanların üzerinde durmaktan kaçındığı, görmezden geldiği, konuşmak istemediği hikâyeleri, hem içeriğe uygun bir kapalı anlatımla hem de net biçimde ortaya çıkarıyor.
Dilek Ekici’nin kısa sayılabilecek romanı, içine derinlikli konular, büyük dünyalar sığdırmış. Öfkeler, umutlar hissederek, belki bir ömürde bile kazanılamayacak bazı deneyimler yaşar gibi okuyoruz. Önemli bazı insanlık hallerini anlıyoruz.
Erkan Solmaz; Artvin’de, Bursa’da, İstanbul’da yaşanan olayları, sanki aynı kahramanın farklı yaşam olasılıkları gibi anlatıyor. Ve yine bir insanın hayatının farklı dönemlerinden hikayeler gibi de okunabiliyor kitabı.
Meral Saylar; Bir kişilik özelliğini, geleneksel bir aile ortamı nostaljisini, modern kadını tutsak eden modaya bir tombulun tepkisini, Bursa-İstanbul yollarını… Küçük insanların düşüncelerini, duygularını, yaşadıkları sıradan olayları hikâyeleştiriyor.
Vildan Külahlı Tanış’ın kahramanları bazen kırılgan, bazen kararsız biçimde yaşıyorlar. Çeşitli insanlık hallerini canlandırıyorlar. İradeleri güçlü. Hayalimizdeki tavırlar gibi. Kahramanların kişilik özelliklerinde bir diyalektik nitelik ortaya çıkıyor. Bu sayede, “basit” hikayeler bir derinlik kazanıyor.
Anıl Çetinel Örselli’nin kitabıyla ilgili de izninizle, arka kapağına yazdığım sözleri tekrarlayayım:
Bu öykülerde, düşleri gerçekleşmemiş kahramanlar yaşıyor, ama hiçbiri yılgınlık hissetmiyor. Durumun ve gidişatın kötü olduğunu düşünüyor çoğu, ama hiçbiri umutsuzluk yaymıyor.
Mutsuz denebilir onlara, ama asla pişman değiller.
Her öyküde hüzünlü bir şarkı duyuluyor. Ama dirençli bir ses yorumluyor onları.
Anıl Çetinel Örselli, daha ilk kitabıyla kanıtlıyor: Okuru sıkmadan sıkıntılı durumlar anlatılabilir.
Soru 3:
2023 Yılı edebiyat tartışmaları yönünden de hararetli bir yıl oldu. Tartışmalarda şu üç başlığın öne çıktığını görmekteyiz; birincisi, kitaplara yönelik sansür uygulamasıydı, bir diğer tartışma çeviri eserlerde yapay zekâdan yararlanılmasıydı. Ve üçüncüsü de aslında hep var olan ve dönem dönem alevlenen intihal konusunda yapılan tartışmalardı…
Bu üç başlıktan dilediğiniz biri hakkındaki değerlendirmelerinizi paylaşır mısınız?
Cevap 3:
Doğrusu, bu üç tartışma da, karşıma çıktığı haliyle, bana edebiyatla ilgili konular gibi görünmedi. Gerçi edebiyat hiçbir zaman sadece edebiyattan, sadece yazmaktan, okumaktan ibaret olmamıştır, ama bu tartışmalarda ne edebiyatçı bakış açıları hissedildi ne de edebiyatın asıl konusu olan hayata dair meseleler tartışıldı.
Yine de, en iyimser yaklaştığım konu, sansür meselesi oldu. Elbette hoş bir konu değil, sansürcülerin tavrı hiçbir şekilde saygıdeğer bulunamaz. Ama bir yönüyle, muktedirlerin bu derde düşmeleri, edebiyatın hayata müdahale eden bir güç kabul edilmesiyle ilişkili de ele alınabilir.
Apayrı alanlar olsa da, sansür ve baskı deyince, edebiyatçılar kadar haberciler de aklımıza geliyor. Konunun birçok yönü var. Büyük bir konu. Üzerinde az durulan bir yönüne kısaca değinmek istiyorum: Bu konuda, okur ve yurttaş olarak sorumluluklarımızı yerine getirmeliyiz.
Örneğin, “saraya giden” sanatçıları eleştirirken sözümüzü esirgemiyoruz; peki, onuruyla ve onca riski göze alarak çalışan habercilere, edebiyatçılara sahip çıkıyor muyuz? “Korkak” veya “çıkarcı” yazarları eleştirme hakkını kendimizde nasıl buluyoruz? Bağımsız ve özgür yayınları destekliyor muyuz?
Soru 4:
Okumayı hep düşlediğiniz, ama bir türlü elinizin varmadığı, dolayısıyla da sürekli ertelediğiniz o kitaplara gelelim… Bu kitaplardan 2023’te, “Nihayet okudum,” dedikleriniz var mı? Okuma deneyiminizden kısaca bahseder misiniz?
Cevap 4:
Hayat hızlanıyor. Günlerim yoğunlaştıkça, aklımdaki işleri ya kısa sürede gerçekleştirmek ya da vazgeçmek gibi bir tutum sürdürmeye çalışıyorum.
Bir dostu arayıp konuşmak, bir konuyu incelemek, bir kitabı okumak… Tercih ettiğim herhangi bir şeyi planlayıp uygulamak, koşullarım uygun değilse de kafamdaki gündemden çıkarmak anlayışıyla yaşamaya çalışıyorum. Bu nedenle, uzun zamandır okumayı düşünüp de okumadığım bir kitap yok kafamda.

Soru 5:
Deprem, ekonomik kriz ve savaşların gölgesinde yiten “sevimsiz” bir yılı daha geride bırakıyoruz. 2024 sizce neler getirir, nasıl bir yıl olur? Yeni yıldan neler bekliyorsunuz?
Cevap 5:
Özellikle ekonomik krizin devam edeceği açıkça görünüyor. Deprem de ne yazık ki, her gün, her saat hayatımızdaki büyük bir tehlike. Kapitalizmin körüklediği kazanç hırslarıyla Türkiye demokrasisinin bulunmayan denetim mekanizmaları bir araya geldiği için, dünyanın en ölümcül yersarsıntılarını biz yaşıyoruz.
Ayrıca, hem dünyada hem ülkemizde, gelecek yeni yılda da, haramilerin saltanı uğruna barbarlıkların süreceğini, yalanların üretileceğini biliyoruz. Ama onlar da biliyor, herkes biliyor ki, kadim değerlerimizle ve yeni adımlarımızla daha güzel bir dünya yolunda yürümeye devam edeceğiz.
Dünya dönmeye devam edecek. Elbette umut olmadan da dönerdi dünya, ama boşu boşuna dönerdi; ne bir sevgililer günümüz oldurdu ne yaş günlerimiz. Yılbaşı da gelmezdi. Çünkü, bütün yıldönümleri, biraz da insanın umut yaratma niteliğiyle ilgili. Tarihleri, günleri ölçeklendirmek de yeni başlangıçlar için değil mi? Yoksa, hayatımızın herhangi bir gününde durup geriye baktığımızda, 365 gün öncesine göre, tam bir yıl geçmiştir. 31 Aralık gecesine özel bir önem vermek, (tarihsel ve iktisadi gelişmelere ek olarak) insanın beklentilerini tazeleme iradesine de dayanıyor.
Bu yüzden, dünyanın güneş etrafında dönmesinin ötesinde bir anlamla, yeni yılı biz getirteceğiz. Birbirimiz için eşyalar, hizmetler, bilgiler üreterek hayatı güzelleştireceğiz. Dostlarımıza ve güzel işlerimize zaman ayırarak, hayatımızı tahrip eden hız olgusuna direneceğiz. Kimimizin yeni bebeği doğacak. Ne çok Barış, Umut, Devrim katılacak aramıza. Ne çok Sevda, Eylem, Deniz. Kimimiz yeni evine taşınacak. Kim bilir kaç gönül alacağız, kaç sevinç yaratacağız.
Ürettiklerimize, değerlerimize, birbirimize sahip çıkacağız. Kavga da bizimle güzelleşecek, farklı türlerdeki barikatlar da! Zaten güzel yaşamanın en temel koşulu, uğruna mücadele edeceğimiz değerlerin güzel olması değil mi? Gerisi gelir. Gerisi ayrıntı.
Soruşturma Ana Ekranına Dönmek İçin Lütfen Tıklayınız…
16.12.2023 © Novelius Edebiyat

