İlk Ümit: Henize Nilgün Karataş- Ümit Yaban

07.06.2025 © Novelius Edebiyat - Ümit Yaban

“Defne Ya Da Bazı Tuhaf Hayatlar bir yönüyle travma, kimlik, zaman temaları üzerinden kadın cinayetlerini ve patriarkal düzenin etkilerini sorgulayan bir anlatı; bir diğer yönüyle postmodern bir varoluş hatta direniş hikayesi. Romanda dün, bugün, gelecek iç içe, paralel yürüyen yaşamlar var. Ama asıl okumamız gereken başkalarının tuhaf hikayeleri üzerinden bizim ‘normal’ hayatlarımız. Bu nedenle bana “Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar’ın konusu nedir?” diye sorulduğunda çoğu zaman şöyle cevap veriyorum: ‘Kendi hikayemizi yazmak.’ “

Henize Nilgün KARATAŞ

novelius Ah ilk kitaplar, sanki yazandan bir parça kopacak da evrende yıldız gibi parlayacakmışçasına müstesna bir öneme sahiptir. Bu önem hem yazarlar hem de edebiyat tarihi için geçerlidir. Bu heyecana ortağız ve zevkle görünürlüğüne katkı sunmayı kendimize görev addediyoruz.

Röportaj: Henize Nilgün Karataş – Ümit Yaban

Ümit YABAN: Sayın Henize Nilgün Karataş, ilk kitabınız Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar‘ı kutlarım, A7 Kitap’tan elimize geçti, keyifle okuduk, teşekkürler. Öncelikle merak ettiğim sizsiniz, edebiyatla kurduğunuz ilişkiye de değinerek kendinizi tanıtır mısınız? Henize Nilgün Karataş kimdir?

 

Henize Nilgün KARATAŞ: Ben kendimi tanımlarken bu dönemde kısaca; yazı işçisi, felsefe öğrencisiyim, diyorum. İlk romanım okurla yeni buluşsa da ben hayatını hep yazarak idame ettirmiş biriyim. Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’ne henüz okurken gazeteciliğe başladım; Milliyet, Dünya, Akşam, BusinessWeek Dergisi ve Hürriyet Gazetesi’nde çalıştım. Yıllarca ekonomi gazeteciliği yaptım, ancak sonunda ilk gençlik aşktım edebiyata döndüm. Bir yandan iletişim, medya konusundaki çalışmalarım sürüyor, edebiyatla olan ilişkim ise daha samimi bir şekilde ilerliyor. Şu anda Bianet’te, Distopya Dergi’de, Yeni Sinema Dergisi’nde yazıyorum, Suare Dergi’nin yayın yönetmenliğini yürütüyorum ve en güzeli de edebiyatı hem okur hem de yazar olarak odak noktam yapmış durumdayım.

Aslında ben çok uzun yıllardır edebiyata gönül vermiş biriyim. Üniversite yıllarından bu yana roman yazan ya da yazma girişimlerim hep vardı. Yazmak benim için bir tür öğrenme, hayatı sorgulama ve onunla baş etme şekli. Ancak her ne hikmetse bunları yayımlama ve paylaşma fikrinden hep uzak durdum. Bir gazeteci olarak hayatını yazıyla kazanmış biri olmama karşın, romanlarımı birileriyle paylaşma fikri -bazen aklıma gelse de- önceliğim olmadı hiç. Ta ki Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar’ı yazıp, son noktayı koyana kadar. Bu roman belki de konusu nedeniyle ben de paylaşma arzusunu tetikledi; Defne’nin ve onu etrafında dönen Bazı Tuhaf Hayatlar’ı okura sunmak istedim. Bu nedenle şunu diyebilirim ki Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar benim ilk yazdığım roman değil ancak paylaşma cesaretini gösterdiğim ilk roman. Şimdiki ben için olmasa bile yirmili yaşlarındaki Nilgün için bunu yapmam gerekiyordu sanırım. Bu haliyle Defne benim için özel bir roman, onun yaşadıklarını birilerinin okuyor, benzer duyguları paylaşıyor olması fikri çok heyecan verici.

Tabii dediğim gibi benim edebiyatla ilişkim yazmanın çok ötesinde, bir okur olarak da edebiyat üzerinden varoluşumuzu sorgulamayı, hayatı anlamlandırmayı çok değerli buluyorum. Yazmaya gönül veren pek çok insan gibi ben de iyi bir okurum. Her şeyi okurum; klasikler, popülerler, kıyıda köşede kalanlar… Ve bundan büyük keyif alırım. Okumanın türlü türlü faydaları var; en başta Novelius Edebiyat’ın mottosunda belirttiği gibi; okumak özgürlüktür!

Okuyunca iç dünyamız zenginleşiyor, düşüncelerimiz, duygularımız kendini akıtacak bir kanal buluyor. Ayrıca okumak gözlem gücümüzü artırıyor, algılarımızı keskinleştiriyor. Sanırım bu da bende yazma eylemini tetikliyor. Bu arada ikinci üniversite olarak İstanbul Üniversitesi Felsefe Lisans Programı öğrencisiyim. Felsefe, psikoloji, sosyoloji, tarih ve daha birçok konu yazar olarak çok ilgimi çekiyor, farklı disiplinlerden beslenirken bunların düşünme şeklime katkı sağladığını ve kalemime katkıda bulunduğunu gözlemliyorum. Metinlerarasılık, disiplinlerarasılık gibi postmodern edebiyatın inceliklerini seviyorum. Edebiyat sayesinde daha iyi bir okur, daha iyi bir film izleyicisi, daha iyi bir müzik dinleyicisi ve daha bir sürü şey olmaya gayret ediyorum.

Ümit YABAN: Yazma yolculuğu nasıl başladı? Yolda bir atölye ya da editörden destek aldınınız mı? Bu yolculuğa yeni çıkanlar için tavsiyeleriniz nelerdir?

Henize Nilgün KARATAŞ: Dediğim gibi ben ilk gençlik yıllarımdan bu yana yazıyorum; şiirler, denemeler, romanlar yıllarca hobim oldu: Yazdım, sildim, yırttım, sakladım, nihayetinde -geç kaldığım gibi bir hisse kapılsam da- kendimi okur karşısında buldum. Ömür boyu öğrenmeye inanan biri olarak öğrenciliği, öğrenme hallerini seviyorum. Ancak Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar’ı bitirinceye kadar bir editörle çalışmak, bir atölyeye katılmak aklımın ucundan geçmedi. Belki de yazmanın tek başına gerçekleştirilen bir eylem olduğunu düşünmem yüzünden. Yazma süreci bitip de bu romanı yayımlatmak gibi bir isteğe kapılınca profesyonel bir editörle çalışmam gerektiğini düşündüm. Tamam, ben kendimce yazıyorum, duygularımı, düşüncelerimi iyi ifade ettiğimi düşünüyorum, yıllarca başkalarının yazılarına editörlük de yapmışım ama okur karşısına bir romanla çıkacaksam bu konuda bir bilene danışmalıydım. O nedenle editör Ceylan Hazinedar ile çalıştım; bana çok da faydası oldu. Romanımın yayımlanma sürecindeki bekleyişin sancılarını nasıl azaltabilirim derken yolum MasterCamp ile kesişti; burada Mario Levi, İnci Aral, Hakan Akdoğan, Selda Terek gibi pek çok usta kalemle çalışma fırsatı buldum. Devamında Hakan Akdoğan ile yazı yolculuğumu sürdürüyorum. Öğrenmenin sonu yok; Hakan hocam gibi aklına, bilgisine, kalemine güvendiğim, romanlarını severek okuduğum bir edebiyat ustası ile edebiyat yolculuğumu sürdürmek hem çok bilgilendirici hem de keyif verici.

Kendi tecrübelerimden yola çıkarak yazı yolculuğuna yeni çıkan, çıkmak isteyen arkadaşlara şunları tavsiye edebilirim. Birincisi; okuyun, okuyun, çok okuyun, çünkü edebiyat bir yoktan yaratım süreci değil bir aktarım, bir keşif süreci bence. İki; hem sizinle aynı duyguları paylaşan insanlarla birlikte olmak, hem bilginize bilgi katmak hem de hep edebiyatın içinde olmak için kalemine, aklına, duruşuna güvendiğiniz ustaların atölyelerine, söyleşilerine mutlaka katılın. Bu sizi yazma konusunda hem cesaretlendirecek hem de benim başlarda çok yoğun olarak hissettiğim o yalnızlık duygusundan kurtaracaktır. Dediğim gibi yazmak tek başına yapılan bir eylem ama yazı yolculuğunuzu yalnız sürdürmek zorunda değilsiniz. Bu noktada paylaşıma ve dayanışmaya çok inanıyorum. 

Ümit Yaban’la İlk Ümit röportaj serisinin 58. bölüm konuğu A7 Kitap’tan çıkan ilk kitabı “Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar” ile Yazar Henize Nilgün Karataş oluyor…

Ümit YABAN: Yaşanmışlıklar, gözlemlediklerimiz, iç dünyamız yazdıklarımızın bel kemiği olsa da sizin yazarken ilham kaynaklarınız, hikayelerinizin temelini oluşturan unsurlar nelerdir?

 

Henize Nilgün KARATAŞ: Merak ve sorular diyebilirim kısa yanıt olarak. Bir hikâyeye başlarken çoğu zaman ne anlatmak istediğimi değil, neyi merak ettiğimi biliyorum ve aklımdaki soruların peşine düşüyorum. Elbette ilham dediğimiz şey yaşamın kendisi; bazen okuduğun bir haber, bazen bir şiir, bir nota, bazen her sabah aynı dalda öten bir kuş, annesi tarafından istenmeyen bir yavru kedi, sokakta dilendiren minik bir çocuk ya da Defne ya da Bazı Hayatlar’da olduğu gibi biz uyurken öldürülen genç bir kadın yazma isteğimizi tetikleyebilir. Daha da genişletecek olursak eski mitler, rüyalar… Bazen bir kelimenin tınısı… İçsel çatışmalar, toplumsal rollerimiz… Bazen öfkemiz bazen de ümidimiz. Sırf varoluşumuz bile yazmak için bir ilham kaynağı.

Tüm bunların eşliğinde bir yazar olarak beni harekete geçiren; bunlar kadar bunlara ilişkin merakım ve sorularım. Olanın ötesinde neler olduğunu, neden öyle olduğunu, devamında neler olabileceğini, başka türlü olsaydı nasıl olabileceğini düşünerek yazıyorum. Yazarken aklımdaki sorulara yanıt arıyor ve bulabildiğim yanıtlarla ya da yeni sorularla ilerliyorum. Yazarken bilmediğim bir sürü yeni bilgi de öğreniyorum, bunları okurla paylaşmayı seviyorum ayrıca. Defne’yi okuyanlar ne demek istediğimi çok iyi anlayacak. Bir de yazarken hem kendime hem de okura geniş sorgulama alanları, farklı düşünme boyutları açmaktan keyif alıyorum. Ben yazarak daha iyi bir yere evrildiğimi hissediyorum, isterim ki okurum da bana eşlik etsin…

 

Ümit YABAN: Yazım süreciniz belirli bir disiplin veya ritüel çerçevesinde mi ilerliyor? Yazar tıkanıklığını aşmak için benimsediğiniz özel yöntemler var mı?

 

Henize Nilgün KARATAŞ: Kendimi bildim bileli yazan biri olarak yazmak için özel bir ritüele ya da disipline ihtiyaç duymuyorum. Çünkü yazmak benim rutin hayatımın bir parçası. Bir konuya odaklanıp, ortaya bir metin çıkarmam gerekmediği günlerde bile okur, araştırır, notlar alırım. Ancak yazmak istediğim bir hikaye, bir karakter, bir konu varsa ona özel koşullar oluşturmaya da özen gösteririm. Mesela o karakter indie ya da K-pop müzik seven biriyse onun için günlerce o tür şarkılar dinleyebilir, o işin literatürüne, felsefesine kadar öğrenmek isterim. Somut bir örnek vermem gerekirse Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar romanında Servan karakterini yazarken ona ayrı bir özen gösterdim. Bir erkek olmasının ötesinde çok büyük acılar yaşamış, kendine sil baştan yeni bir hayat kurmak zorunda kalmış bir adamdı Servan. Böyle biri travmalarıyla nasıl baş eder, kendini nasıl iyileştirir, kendine nasıl yeni bir hikaye yazar derken Servan’ın mindfulness eğitimi alabilecek yapıda biri olduğunu keşfettim ve sırf onun için bu eğitimi aldım. Derslerime çalıştım, sınavlarıma girdim ve hatta eğitmenlik sertifikamı aldım. Romanda belki bu birkaç cümlede geçti, ancak Servan o eğitimi almadan o romandaki Servan olamazdı. Bu tür eylemler bir disiplinse disiplindir. Ancak benim her sabah kalk, her gece otur gibi bir formülüm yok; yazma sürecinde yaptığım her şey zaten yazıya hizmet ediyordur. Bu disiplin, ritüel meselesinin tamamen kişiye özel olduğunu düşünüyorum; kimileri sabah yazar kimileri gece, kimileri sessizlik ister kimileri kalabalık. İnsan yazmak isteyince koşullarını da ihtiyacına göre şekillendirir diye düşünüyorum.

 

Henize Nilgün KARATAŞ

Ümit YABAN: Kitabınızın genel teması nedir? Temayı oluştururken bilinçli bir şekilde mi hareket ettiniz yoksa yazım sürecinde kendiliğinden mi ortaya çıktı?

Henize Nilgün KARATAŞ:  Tema kısaca; üç kişilik bir iyileşme hikayesi, kendi hikayene sahip çıkma ya da kendine yeni bir hikaye yazma meselesi… Bununbaşlangıcı kendiliğinden oldu, sonrası ise çok emek isteyen bir eylemdi diyebilirim. Başka bir roman üzerine çalışıyorken Defne’nin birdenbire ortaya çıkışı şöyle gelişti: 29 Mayıs 2022 gecesi, saat 3:00 gibi uyandım. Böyle bir de metafor var aslında, gece üçte uyanıp da akla gelen tekinsiz düşünceler diye… Ama ben günümüzün tipik insanı olarak uykum kaçınca aklıma gelen tekinsiz düşünceleri kovmak için elime telefonu aldım, o zamanki adıyla Twitter’da dolaşırken Şule Çet’in ölümünün dördüncü yılı olduğunu öğrendim. Bugün kadın cinayetlerinin simge isimlerinden biri olan Şule Çet, ölümünü yakından takip ettiğim, mahkeme sürecinde çok üzüldüğüm, ailesine yaşatılanlara çok öfkelendiğim genç bir kadındı. Tabi yaşamları elinden alınan her kadına çok üzülüyoruz, ancak bunlardan çok azının hayat hikayesini, mahkeme sürecinde yaşananları, medyaya yansıyabildiği kadar öğrenebiliyoruz. Şule de öyle bir isim.

O gece beni etkileyen bir konu da şu oldu: 29 Mayıs aynı zamanda Şule’nin doğum günüydü! 

Şule şimdi yaşıyor olsaydı neler yapacaktı? Okulunu bitirmişti, işe girmişti, birini sevmişti, sevilmişti… Kim bilir? Bir sürü olasılık. İşte Defne bu soruyla doğdu.  Romanın arka kapağında da yazdığı gibi Defne, aynı kaderin farklı bir versiyonunu anlatıyor. 

“Aynı gece, iki ayrı kentte, iki camdan kuleden düşen, iki genç kız. Biri adını kadın dayanışmasına miras bırakarak gitti. Bu, hayatta kalan Defne’nin hikâyesi.” 

Hemen o gece yazmaya başladım; ancak daha en başında şuna kararlıydım, acıları yeniden yaşatmak, yarayı kanatmak, yeni mağduriyetler yaratmak istemiyordum. Bu nedenle Defne hayatta kaldı ve kendine yeni bir hikaye yazmaya başladı. Bu roman da böylece ortaya çıktı.

Ümit YABAN: Kitabınızı bitiren birinin aklında en çok hangi soruların veya duyguların kalmasını isterdiniz?

Henize Nilgün KARATAŞ:  Defne Ya Da Bazı Tuhaf Hayatlar bir yönüyle travma, kimlik, zaman temaları üzerinden kadın cinayetlerini ve patriarkal düzenin etkilerini sorgulayan bir anlatı; bir diğer yönüyle postmodern bir varoluş hatta direniş hikayesi. Romanda dün, bugün, gelecek iç içe, paralel yürüyen yaşamlar var. Ama asıl okumamız gereken başkalarının tuhaf hikayeleri üzerinden bizim ‘normal’ hayatlarımız. Bu nedenle bana “Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar’ın konusu nedir?” diye sorulduğunda çoğu zaman şöyle cevap veriyorum: “Kendi hikayemizi yazmak.” 

Böyle söyleyince pek anlaşılır olmayabilir, Defne karakteri üzerinden açıklamaya çalışayım. Romanda Defne günlerce komada kaldıktan sonra uyanıyor ve kendine yeni bir hikaye yazmaya çalışıyor. Başkalarının yazdığı, ona biçtiği rollerin figüranı olmak yerine kendi hayatının başrol oyuncusu olmak istiyor. “Başrol” benim ona şimdi atadığım bir sıfat. Ne yazık ki çoğu zaman biz de başkalarının koyduğu sıfatlarla yaşıyoruz. Bu sıfatlar gerçekte bizim kim olduğumuzu ne kadar yansıtıyor? Toplumun, ailenin, başkalarının biçtiği rolleri mi oynuyoruz yoksa? Onların bize biçip dikip giydirdiği kostümlere büründüğümüz bir maskeli balo olabilir mi “hayat” diye sahiplendiğimiz hikaye? Michel Foucault’nun “Normal insan kurgudur” dediği gibi, toplum bize bedenlerimiz, kimliklerimiz ve yaşamlarımız üzerine ne yapmamız gerektiğini sürekli hatırlatıyor. Çoğu kez de dayatıyor. Durum bu.

Romanı bitiren birinin aklında bir soru kalacaksa bu durumda bu şu olmalı: Kendi hikayemi kendim mi yazıyorum?  Başkalarının benim için yazdığı bir hikayemi mi sahiplendim? 

Jung’un dediği gibi hepimizin personaları yani duruma göre üstlendiğimiz roller var. Önemli olan bu rollerin bize ne kadar uygun olduğu…  Biz mi seçtik? Yoksa buna zorlandık mı? Sanırım bu romanın alt metninde de okuyacağınız gibi benim asıl derdim başkaları tarafından gasp edilen hayatlar. Romandaki anlatıcının bir sözü ile toparlayayım yanıtımı:

“Evrenin zamanı sonsuz olabilir,  bizim elimizde ise hatırlayabildiğimiz tek bir hayat var.”

ümit yaban
Ümit YABAN

Ümit YABAN: Kitabınızı yazarken ve yayımlarken aldığınız en değerli tavsiye ne oldu?

Henize NilgünK ARATAŞ: Sabırlı ol! Çünkü kurgu yazarı olmak çok emek, çok çaba gerektiren bir iş. Öykü ya da roman yazarlığı sadece hayal gücü, sadece yazı yeteneği ile sınırlı değil; okumak, araştırmak, bilgi ile duyguyu karmak, kurmak, yapmak, bozmak, yeniden inşa etmek gerektiren sancılı bir süreç. Sadece bununla da sınırlı kalmıyor üstelik. Yazım süreci kadar bir romanın yayımlanma süreci de sabır ve kararlılık getiriyor. Evet, her yayınevi özgün ve özel yeni yazarlar keşfetmek istiyor olabilir ancak onlarca, yüzlerce dosya arasından sizi bulmaları zaman alabilir ya da o zaman hiç gelmeyebilir. Eğer dosyanıza güveniyorsanız keşfedilmeyi beklemek yerine siz yeni yayınevleri keşfedin. Ben çok geç kaldım dedikçe, bana sabırlı ol diyenleri şimdi çok daha iyi anlıyorum.

Ümit YABAN: Yeni dosya hazırlığınız var mı? İlk kitap tecrübesini yaşamış biri olarak, ikinci dosya hazırlığında mutlaka buna dikkat edeceğim dediğiniz başlıklar neler?

 

Henize Nilgün KARATAŞ:  Evet, dediğim gibi ben hep yazan, çok yazan biriyim. Ancak paylaşmak konusunda çok titizleniyorum. Şu an son şeklini almak üzere olan yeni bir dosyam var; bu kez bir öykü kitabı sunmak istiyorum okura. Bu noktada artık kitap yayımlama sürecini bildiğim için kısmen rahat hissediyorum kendimi demek isterdim; ancak yine aynı heyecanları yaşıyorum. Kendimi ikinci kitap sürecinde daha soğukkanlı, daha sakin davranma konusunda telkin etmeye çalışıyorum. Dosya konusunda ise yayınevine her şeyiyle tamam bir dosya sunmak istiyorum. İlk romanımın ardından gelen geri bildirimler çok değerli benim için, sayelerinde kalemime, kurgu ve akış yeteneğime olan inancım arttı, sanırım bunun fikren özgürleştirici bir yönü var. Bunu yazılarımla okura hissettirmek istiyorum. İlk kitabın deneyimiyle yeni kitapta editörle açık iletişim, yayınevinin beklentileri ile kendi beklentilerimin örtüşmesi, zamanlama, tasarım, tanıtım süreçleri gibi konularda daha bilinçli hareket etmek de ajandamdaki diğer önemli konular.

Ümit YABAN: Sorularımla okuyanların hem sizi daha iyi tanıması hem de kendi kafalarındaki soru işaretlerine bu yoldan geçmiş birinden cevap bulmalarını diledim. İkinci kitabınızı heves ile bekliyorum. Gönlünüze, kaleminize layık ömrünüz olsun. Teşekkürler.

Henize Nilgün KARATAŞ:  Ümit Hanım ben çok teşekkür ediyorum. İsminizle müsemma “İlk Ümit Röportajları”na konuk olmak benim gibi ilk kitabı ile okur karşısına çıkmış yazarlar için çok değerli. Hem kendimi, hem de romanımı ifade etme olanağı sunduğunuz için çok teşekkür ediyorum ve sizin röportajlarınız sayesinde yeni yazarlar keşfetmeyi merakla bekliyorum.

“İlk Ümit” Röportaj Serisinin Diğer Bölümleri İçin

Lütfen Tıklayınız…

07.06.2025 © Novelius Edebiyat

Bir Cevap Yazın