20.10.2024 © Novelius Edebiyat
Günlerden Öykü | Bölüm 14: Amca Oğulları
Amca oğulları İlhan ile Metin beraber yürüdüler, beraber büyüdüler. Lise son sınıfta beraber solcu oldular. Bu, birden solcu oluş tutucu ailelerini tedirgin etse de üniversitede de sol havalı yürüyüşlerini, beraberliklerini sürdürdüler. Fakat mezun olduktan sonra İlhan’a bir şeyler oldu, Metin’in gözünde. Yanındakini pek dinlemez oldu. Elinde cep telefonu, kaşları çatık paraya yön verme ideallerine kapıldı. Dünyada da yeri olan bir fabrikanın muhasebesine girdi bir tanıdığın aracılığıyla. Önemli kurslara gitti. Koku alma duyusunu geliştirdi. Varlıklı insanlarla telefon görüşmeleri yapmaya başladı. Almanya’ya, Avusturya’ya yollandı görgüsü artsın diye. Beş sene sonra patronu, onu artık yanında taşımaya başladı. Patronu ona, sen artık önemli birisin diyordu. Tabi bunu gözleriyle söylüyordu.
Metin’in ise uyumsuzluğu okul sonrası iyice arttı. İyice alkolik sonra melankolik oldu. Girdiği işlerde tutunamadı. Âşık oldu, aşkı da beceremedi, beter acılar çekti. Anlayışsız et parçaları olarak gördüğü ailesi ise amca oğlu İlhan’ı örnek göstermekte gecikmedi. İşte o anlar geldiğinde Metin çıldırıyor, cam pencere indirmenin masrafını bildiğinden o parayla alkol alacak bir köşe aramak üzere evden kaçıyordu.
Kendini Kafka olarak görüyordu Metin. Ben bir Kafka’yım diyordu. Bir Kafka’ya; İlhan denen, paranın, konumun köpeği olmuş bir dönek nasıl örnek gösterilebilirdi?
Kafka olmaktan memnun muydu Metin? Değildi tabi. Kafka olmayı kim isterdi? Ama ne yapsındı, yaradılışı İlhan olmaya uygun değildi. İlhan olmaktansa Kafka gibi karanlıklar, kaygılar içinde verem olmayı seçerdi, ki varacağı nokta da buydu sonunda.

Yine bir gün annesi bak İlhan’a deyince, Metin yine çıldırdı. İlhan, gazetede bir milletvekiliyle aynı karede gözükmüştü. Vekil ile İlhan’ın omuzları birbirine değiyormuş. Resimde Almanlar da varmış. Birinci katta oturduklarından annesini balkondan aşağı atmanın bir anlamı yoktu. Mahalle bakkalından veresiye şarap aldı Metin. Bir ağacın altında litrelik şarabı kırk dakikada içti. Cebinde bir bira alacak parası vardı. Parkın öte ucundaki bakkala yöneldi. Karşıdan amca oğlu geliyordu.
İlhan kollarını açtı. Metin yüzünü çattı. Sarıldılar. İlhan’ın müdür arkadaşı, bu bloklarda oturuyormuş. Ameliyat olmuş. İlhan da ziyarete gelmiş. Ne güzel olmuş buralar. Ağaçlandırma yapmaları da iyi olmuş. Bütün günü fabrikada geçirince cennet gibi gözükmüş bu kadarcık yeşil bile, İlhan’a.
– Sen nasılsın? Vaziyetler nasıl amca oğlu?
– Dolaşıyorum. Bir şey yaptığım yok.
– Amcam, yengem nasıllar? Gel şöyle benim arabaya doğru yürüyelim.
– Arayıp sorabilirsin kendilerini, nasıl olduklarını?
– Hiç sitem etme kardeş. Bir bilsen nasıl bir cenderedeyim. Ama bizim gibileri sıradan hayatları yaşayanlar anlayabilir mi? Geçen gün annemle bacım da surat yaptılar. Bana bakın dedim, siz benim kimlerle, nelerle boğuştuğumu biliyor musunuz, dedim.
Metin içinden, ulan iki saniyede kocakarı yaptı bizi lavuk diye geçirdi. Arabası çok uzakta mıydı acaba? Nerden karşılaşmışlardı…
– Biz de az önce senin kulağını çınlattık yengenle. Anam bana kızıyor, senin gibi muhteşem bir varlık olamadığım için. Gazetede resmin çıkmış galiba.
– Yengem haklı tabi. Kendi kendini hasta ettin sen. Yaşam mücadele ister. Yan gelip yat, onu bunu eleştir. Kolaycılık değil mi bu?
Metin, alkolün de etkisiyle ağzını bozacağını hissetti. Geri vitesi de yok pezevengin, ağzına geleni ne de rahat söylüyor diye düşündü.
– Hastaya yardım edilir. Hatırı sorulur. El verilir, dedi çaresiz, kırık bir sesle.
– Kardeş kusura bakma ama hiç güven vermiyorsun.
– Ziyaretine geldiğin hasta baya güven vermiş anlaşılan. Vakit ayırabiliyorsun.
Yanıt veremedi ya da vermedi İlhan. Zaten arabanın yanına varmışlardı. Küçümseyen bir gülümseme belirdi dudaklarının kıyılarında. Belki de Metin’e öyle geldi. Elini uzattı İlhan. Tokalaştılar, biri gönülsüz öteki yalandan bir içtenlikle.
– Gideceğin yer varsa bırakayım.
– Yok!
Metin ağır bir küfür etti uzaklaşan arabanın ardından. Yetmedi, bağırması gerekti. Gözleri dolmuştu.
– Orospu çocuğu!
S O N
20.10.2024 © Novelius Edebiyat

