07.12.2024 © Novelius Edebiyat
Yayına Hazırlayan: Mehmet BAHÇECİ
6. Bölüm: Halil Genç
Soru 1:
2024 Yılında yerli ve yabancı pek çok eser okurlarla buluştu. Yeni çıkan kitapları takip edebildiniz mi? İçlerinden okuduklarınız ve beğendikleriniz var mı? Düşüncelerinizi kısaca paylaşır mısınız?
Cevap 1:
Yeni kitapların yayımlanmasını her zaman mutlulukla karşılamışımdır. Özellikle farklı ülkelerden, adını daha önce duymadığımız birçok yazarın kitaplarının çevrildiğini görmek mutlu ediyor beni. Bu durum, yeni ve farklı anlatımlarla buluşacağımızı müjdeler. 19’uncu ve 20’nci yüzyıl edebiyatçılarını ve eserlerini yeniden okumak çok değerli olmakla birlikte yeni yazarlarla ve yazım tarzlarıyla, yeni kültürlerle tanışmak bizim, edebi eserlere bakışımızı zenginleştiren ve yazma ufkumuzun yetkinleşmesini sağlayan da bir etkidir. Baktığımızda çok fazla kitabın yayımlandığı görülüyor ve bunların kitapçı raflarında kendilerine yer bulması kolay değil. Bu bakımdan internetteki kitap ve yayınevi ilanlarını, gazetelerin kitap eklerini izlerim, incelerim. İnternet ortamlarındaki edebiyat platformlarında yer alan kitap yorumlarını ve kitap tanıtımlarını da incelemeye çalışırım.
Kitap fuarlarını mutlaka ve olabildiğince yakından izlerim. Katılırım da. Kendi kitaplarımın imzası için çağrılıysam, bütün günümü fuarda değerlendirmekten ayrıca mutlu olurum. Buna bağlı olarak küçük şehirlerde ve büyük şehirlerin ilçelerinde belediyeler tarafından düzenlenen kitap fuarlarının önemli olduğunu düşünüyorum. Büyük kitapçılara ulaşamayan birçok yayınevinin ve yerel yazarların daha çok yer aldığı bu fuarlardaki yayınları incelerim ve olabildiğince de satın almaya çalışırım.
Az önce söylediğim gibi yerli yabancı, her yıl yayımlanan o kadar çok kitap var ki izlemek kolay değil. Üstelik anı, deneme, polisiye, dram, psikodrama, bilim kurgu, mitolojik, fantastik gibi edebiyatın farklı yelpazeleri düşünüldüğünde seçim yapmak ve isim yazmak neredeyse imkânsız. Son iki yıl içinde okuduğum bazı yazarları yazmaya çalışayım ama unuttuklarım illaki vardır. Feyza Hepçilingirler, Ahmet Yorulmaz, Onur Çalı, Mehmet Eroğlu, Gürsel Korat, Kazuo Ishiguro, Hıfzı Topuz, Abidin Dino, İlias Venezis, Esme Aras, Derya Sönmez, Gültekin Emre, Erdal Atıcı, Wilhelm Jensen, İnci Aral, Adalet Ağaoğlu, Han Kang, Alper Akçam, Oğuz Atay, Ayfer Tunç, Kâmil Erdem, Annie Arnaux, Bilge Karasu, Faruk Duman, Erendiz Atasü, Şule Şahin, Fatih Atila, İbrahim Berksoy, Salâh Birsel, Haruki Murakami, Dino Buzzati, Ayşegül Devecioğlu, Murathan Mungan, Utku Yıldırım, Fuat Sevimay, Simlâ Sunay, Hürriyet Yaşar, Murat Yalçın, Burhan Sönmez.
Beğendiklerim var mı? İllaki. Hepsini beğenerek okudum ama ayırt etmeyeyim. Okuduğumuz kitapların tümünün birer birikim sonucu ortaya çıktığı düşünmek, beğenmek için önemli bir ölçüdür. Beğenme duygusunu besleyen ve belirleyen ölçütler kişiden kişiye değişebiliyor. Çok okuyunca daha seçici olabiliyorsunuz.
Soru 2:
2024 Yılını okuma ve yazma anlamında nasıl geçirdiniz? Kendinize ve projelerinize vakit ayırabildiniz mi? Bize 2024 yılı panoramanızı çizer misiniz?
Cevap 2:
İyi ve zengin bir kitaplığım var. İyi okuduğumu söyleyebilirim. Nitelikli kitaplar okumaya çalışıyorum. İstediğim kitaba ulaşabiliyorum. Ayrıca ilçemizdeki Halk Kütüphanesi’nden de kitap aldığım oluyor. Okuyabildiğim ve yazabildiğim her günün, kendime ayırdığım vakit olduğunu düşünüyorum. Üzerinde hararetle çalıştığım bir romanım var elimde, arada aksatmak durumunda kaldığım oluyor ama. Yayınlanmış olan kitaplarımın imza günlerine ve söyleşilerine gidiyorum. Editörlüğünü yaptığım ve ilkini geçen yıl yayınladığımız, ikincisini bu yıl hazırladığımız benzersiz iki dergimiz var; Adı Zeytin Hasadı. Ayvalık’ın kültür ve tarihsel geçmişine ayna tuttuğu gibi, zeytin, zeytinyağı ve turizmin geleceğine ışık olacağını düşündüğümüz; içinde Ayvalık’la bağlantısı olan edebiyatçıların, sanatçıların, bilim insanlarının, öğretim üyelerinin ve gazetecilerin yazılarının yer aldığı güzel bir dergi.
Soru 3:
Türk Edebiyatı mı, Türkçe Edebiyat mı? Türkiyeli Edebiyatı mı?.. 2024’te de ısıtılıp önümüze konulan bu kavram kargaşası hakkındaki düşüncelerinizi paylaşır mısınız? Nedir doğrusu?
Cevap 3:
Bu tür nitelendirmelerin zorlama olduğunu, dile, edebiyatın gündemine ve tarihsel akışına katkısının da olmadığını düşünüyorum. Türk Edebiyatı, dil ve anlatım bütünlüğü bakımından iyi bir isimlendirme. Kürtçe, Almanca ve İngilizce yazan Türk yazarlarımız olduğu gibi, Türkçe yazan Kürt yazarlarımız da var. Edebiyatçı dile hâkim olduğunu hissediyorsa istediği dilde yazabilir ve bu durum onun, sahip olduğu kimliğini değiştirmez.
Soru 4:
Son on yılda yayımlanan verilere baktığımızda, kitap okumak, ihtiyaçlar hiyerarşimizin 235. sırasında kendine yer bulabilmiş. Ülkemizde kitap okumaya ayrılan vaktin günlük ortalama 5 dakika ile sınırlı olduğunu da düşünürsek, çıkan sonuca hiç de şaşırmamalı.
Gelelim sorularımıza…
Kitaba ve okumaya olan talebin bu denli kısır, entelektüel beğenilerin de bu denli diplerde olduğu bir ülkede “yazma” motivasyonunuzu nasıl koruyorsunuz?
Yayımlanmayacağını, kimsenin okumayacağını bilseniz de yine de yazar mıydınız?
Cevap 4:
Ekmeğin, suyun, gıdanın, vücudumuzu beslemesi gibi, kitap da akıl sağlığımızı ve bakış ufkumuzu besler. Beşeri ilişkilerimizde tutarlı olabilmeyi sağlar. Bu bakımdan kitap okumayı ihtiyaç olarak görmek ve içselleştirmek gerekiyor. Bu durumun insanlarımızın zihinlerinde yerleşmemesinin siyasal, sosyal, ekonomik, kültürel birçok nedeni sayılabilir. Asıl neden, kitap okumanın, çocuğa, büyüme çağlarında öğretilmemesindedir. Okumayı, kendinde eksiklik saymayan önemli sayıda öğretmen olduğu gerçeğini atlamayalım. Kitaplar yazan, yayınlatan ve yayınlatmak için büyük çabalar gösteren birçok insanımızın da okuma birikimi ne yazık ki oldukça düşük.
Yazma motivasyonu yazarın, yazmaktaki niyeti, (ne çok yaz-ma oldu!) amacı ve hedefleriyle doğrudan ilgilidir. Yazmak isteyen kişi, yazmaya neden girişir? “Benim önceliğim yazdıklarımın okunmasıdır,” derseniz işiniz hiç kolay değil! Yazmak zor bir iştir, yayımlatmak çok daha zor. Okunmayı isteyen ama aynı istekle okumaya girişmeyen önemli bir kitlemiz var, sorgulanması gerekenlerden biri bu bence. Yazdıklarından para kazanmayı önceleyenler bu tartışmanın dışında tutulmalı. Yazmayı toplumsal bir sorumluluk olarak ele alan, söyleyeceklerinin okunması gerektiğini, hatta geleceğe kalmasını düşünen yazarlar için motivasyon, sadece itici bir güç işlevi görür.
Yazdığım konular, insanın olduğu her yerde ve çağda, yaşadığı, yaşattığı, yaşanmasına şahit olduğu, kendi kişiliğimizde de öznelleşen duygular. Yani beş bin yıl önce de vardı, elli yıl önce de. İnsan varlığını sürdürebilecekse, yüz yıl sonra da olacak. Neler bunlar? Bireysel ve toplumsal duyarlılık, sevginin iyileştirici gücü, acıma duygusu, yardımlaşma, dayanışma, iyi olmak ve iyilik, ölümün ve yaşamın anlamı, zamanın insan yaşamındaki yeri ve önemi, bencillik, kanıksamanın bireyde ve toplumda neden olduğu tahribatlar… Bu temalar eskimeyeceği, ortadan da kalkmayacağı için, insan zorbalığı ve acısı sürdüğü sürece yazma motivasyonumun azalmayacağını düşünüyorum.
“Yayımlanmayacağını, kimsenin okumayacağını bilseniz de yine de yazar mıydınız?“
Ah az önceki sorunun cevabı asıl burada gizliymiş! “Ne yapalım yani, okuyan olmayacak diye yazmayalım mı?” gibi bir durum. Yaşadığı dönemde yazdıkları anlaşılmamış, okunmamış ama şimdilerde elimizden düşürmediğimiz o kadar çok yazar var ki. İyi ki yazmışlar ve iyi ki yazdıklarını yok etmemişler! O yazarlar ve o kitaplar olmasaydı, yaşadıkları dönemlerin insanını, kültürünü, yaşam ve üretim ilişkilerini nasıl öğrenebilirdik? Kimsenin okumayacağını bilsem, yazardım ben. Yazının, okuyucusuyla mutlaka buluşacağına inananlardanım. Okuyucusunun varlığının ve yazdıklarına ilgisinin, yazarı daha çok çalışmaya iten önemli etkenler olduğunu düşünüyorum.
Soru 5:
Daha nitelikli bir edebiyat ortamının oluşması adına yeni yılda (yayınevi-yazar-okur üçgeninde) neler yapılmalı? Ve 2025 Yılından beklentileriniz nelerdir?
Cevap 5:
Sorunuzu doğrudan, önerilerimi sıralayarak yanıtlayayım.
i) Yazmaya girişenlerin ve yazanların, başkalarının yazdıklarını okumalarını ve dili iyi bilmeleri gerektiğini düşünüyorum.
ii) Yayınevlerinin yayınlama ölçütlerinin olması gerekiyor. Para kazanmak adına ellerine ulaşan her dosya yayınlamamalı. Dil kullanımı belli bir düzeyin altında kalan metinler basılmamalı.
iii) Kâğıt, mürekkep, baskı, karton pahalı biliyorum. Hele de pazarlama, başlı başına bir harcama kalemi. Yayınevleri, özellikle fuarlarda, daha düşük satış etiketleriyle daha çok kazanabilirler gibi geliyor bana. Yani yayınevleri, fiyatlarını, fuarlarda biraz aşağı çekmeli. Sonuçta okuyucu ayağına kadar gitmiş, pazarlama-dağıtım gibi önemli bir harcama kalemi ortadan kalkmış…
iv) Yayınevleri ayın belli günlerinde kampanyalar düzenleyebilir, okurunu yazarla buluşturabilir.
v) Yayınevi, yazarını okullarla (ilkokul, ortaokul, lise, üniversite) ilişkilendirebilir ve söyleşi, imza ortamları ayarlayabilir.
vi) Yayınevi, yazarını belediyelerin Kültür İşleri Müdürlüğü’yle ilişkilendirebilir ve söyleşi, imza ortamları ayarlayabilir. Yayınevlerinin Belediye Kütüphanelerine yapacakları kitap bağışları, bu ilişkileri kolaylaştırır.
vii) Yayınevi, edebiyat ortamları, edebiyat platformları ve edebiyat kulüpleriyle organik ilişkiler kurabilir, yazarını bu oluşumlarla bir araya getirebilir ve indirimli kitaplar sağlayarak imza günleri düzenleyebilir. Bu durum aynı zamanda yayınevinin diğer kitaplarına ilgiyi arttıran da bir etki yaratır.
2025’ten beklentilerim…
Güzel günlere olan özlemimiz büyüyerek sürüyor. Bu özlem sakın bitmesin. O günler gelinceye kadar iyilikleri çoğaltabiliriz. O günlerin nüveleri bugünlerde ve ellerimizde.
Soruşturma Ana Ekranına Dönmek İçin Lütfen Tıklayınız…
07.12.2024 © Novelius Edebiyat


