19.12.2023 © Novelius Edebiyat
Yayına Hazırlayan: Mehmet BAHÇECİ
11. Bölüm: Ahmet Berk Duman
Soru 1:
2023 Yılını okuma ve yazma anlamında nasıl geçirdiniz? Kendinize ve projelerinize vakit ayırabildiniz mi? Bize Ahmet Berk Duman’ın 2023 yılı panoramasını çizer misiniz?
Cevap 1:
Okuma ve yazma çerçevesinde işaret ettiğiniz 2023 yılı, hayat adına şahsî yolculuğumda arkasına aldığı son birkaç yıl dâhil olmak üzere kendi yaşama uğraşımla hemhâl olmuş durumdaydı. Bu kriz yıllarım okuma ve yazma günlüğümü birçok etken nazarında etkiledi. Bir hikâyenin periferik dokusu misali sözcüğün üç anlamıyla “kıyı, çevre ve uç” bir kuşatmayı ve dönüşümü çağrıştırıyordu. En yakınlarımdan yaşadığım kayıpları içselleştirip tekrar acı olanla terbiye edilip kendinizden taraf bir mutluluk ve emin olma hâline hemen geçiş yapmak hiç de kolay değil. Bu huzursuzluğu aşabilmenin sınavı esnasında kişiliğimin en önemli bileşenlerinden okuma ve yazma serüvenim de payına düşeni yanıbaşında buldu. Her ân sizinle olan bir kaçış yok durumu. İşte, 2023’ün arkasına aldığı o birkaç yılın üzüntüsü ve yitirdiğim insanlarımdan dolayı ardımdan gelen okuma ve yazma serüvenimde de bir kabusa saplanma vuku bulmuştu.
2023 yılı, okuma ve yazma olarak saplanıp kaldığım bu bulanıklığı aşabilmek için yolculuğumda ferah bir noktaya taşındığım güvenli bir liman gibi ufkuma taşındı. Sinema ve iletişim bilimleri sahasındaki güncel akademik çalışmalarıma doktora vesilesiyle daha derinden bakabileceğim bir sürece dâhil olmanın yanı sıra seslendirme oyunculuğu serüvenime de profesyonel anlamda odaklandığım bir yıl yaşıyorum. Taze birçok okuma ve Metinlerarası Kitap editörlüğünde kıymetli meslektaşım ve genel yayın yönetmeni(m) Mahmut Yıldırım’la çalışmalarımıza devam ediyoruz. Fikir alışverişlerimiz haricinde editöryel ve dil nazarında birçok noktada buluşmalarımızı çalışmaların hararetiyle güncel tartışmalara taşıyoruz. “Anlayabilmek” benden hikâyesi bu yılın alametifarikası olmalı. İlk kitabım olan Sinema Beden – Dövmeli ve Suçlu Antikahramanın Yolculuğu yeniden baskıya hazırlanırken, matbu bu ilk çalışmamın mutluluğunu hisseli harikalar kumpanyası tadında katlayacak şeylere de yolumuz, yolculuğumuz çıktı.
Bu panorama ki, bir öykü kitabıyla 10’ar Yıllık Yalnızlıklar adıyla taçlandı. Çocukluğun büyümeyle karşı karşıya kaldığı o temaslara daha yakından bakabilmenin, bilebilmenin ve her şeyden ziyade olan her neyse anlayabilmenin o kristalize ânları için bir yüzleşmeydi. Yüzleşmek, yalnızlığı anlayabilmek ve içinde durup o yalnızlıkla bizlerin ne yapamadığıyla içsel bir sohbetti.
Soru 2:
2023 Yılında yerli ve yabancı pek çok eser okurlarla buluştu. Yeni çıkan kitapları takip edebildiniz mi? İçlerinden okuduklarınız ve beğendikleriniz var mı? Düşüncelerinizi kısaca paylaşır mısınız?
Cevap 2:
Bu soru kendi içinde -bencesi- çok kutuplu. Şu açıdan soruya bir parantez açmalıyım ki, yayıncılık ve matbu/basılı eser (kitaptan dergi yayıncılığına vs.) ucu bucağı olmayan bir kaynak havuzuna dönüştü. Kaynak sözcüğü evrimsel bir süreç yaşıyor ve dahi bu artık yağmasını bir ömür bekleyeceğimiz bir kırmızı kar değil! Dijital (d)evrim, mekanik anlamda dişlilerini bilebildiğimiz süreci, tekniğin yeni olanaklarıyla yorarak aşındırdı. Bu bir güç temsili değil, daha çok hiyerarşik bir bilebilme açısına sahip. Bu hiyerarşi, okumanın görmeye evrildiği noktayla bütünlük kurdu. Artık okumuyoruz, hayli zamandır görüyoruz. İşbu noktada aradığımız eski yahut yeni bir eserin ne zamana ait olduğu da tarihsel ve eleştirel manada değerini güncellemiş durumda. Şüphesiz yeni bir şeyler okuyorum lâkin, bu hengamede ne kadar yeni bilemiyorum. Serileştirme tıpkılığı çoğaltıyor.
Klasik ve modern klasiklere bazan yeni keşifler bazan da tekrar eden okumalarla tutunduğum süreçten hariç, eleştirel okumamı diri tutabildiğim sayelerinde toplumsal örüntüleri yakalayabilmemi sağlayan, takibinde olduğum türler arası kalemler var. Yakın zamanlı birbirinden kıymetli çalışmaları ve müelliflerini anıştırmak istersem: Resimli İstanbul Apartmanları kitabıyla bir kültür insanı olarak yaşama farkındalığıyla değer katan yazarı Güven Bayar, Küçük Yuvarlak Taşlar ile dört başı mamur Melisa Kesmez, Türkiye’den Gitmek ve Bulut Fabrikası kitaplarıyla Gökhan Kutluer, dizeleriyle Duygulanım Meral Bağcı, Mağaralardan Metaforlara Maya Euphoria, Yerdeki Çocuk Üzerine Uğur Karabürk, Dag Solstad ve her metni, Mine Söğüt’ün her sözcüğü, yetkin çevirmenliğiyle olduğu kadar yazarlığıyla zihnine misafir olmayı çok sevdiğim N. Can Kantarcı’nın kurgu dünyasını ele veren Tepemizdeki Gölge, Ben Murtaza diyen kitabıyla Deniz Tarsus, yayıncılığıyla bildiğimiz aslında kitap raflarından bugüne geçmişten beri tanıdığım Sedat Demir’in Patlayıcı Olarak Selülozun Bağlamı’ndan terse sararsak Küçük Paris Fena Öksürüyor’una, Turhan Yıldırım şüphesiz ve zihninden geçenlerin öykü formundaki kağıt düşümleri olan sırasıyla Kara Gergedan’dan Modern Soslu Postmodern Makarna’ya, Merve Yakut’tan Godard Makinesi sonrası Caravaggio Kırmızısı ve şimdilik son iki isim olsun Kurşun Kalem ile Dilek Özhan Koçak ve ‘İlk Ümit Röportajları’ndan severek takip ettiğim Ümit Yaban hanımefendinin Cumhuriyetin Kadınları’na ithafen kaleme alıp edebî niteliğiyle bizlere “kazandırdığı” bir “kazanım” olan anı/biyografi türündeki eseri/çalışması Gönlüm Göğe Dayalı- Nazmiye Göyük Türkiye’nin İlk Kadın Hava Trafik Kontrolörü…
Cumhuriyet 100 Yaşında iken, bu eserlerin varlığı çok kıymetli sayılmalıdır. Bu yâdın tarihini ve Cumhuriyet Kadınlarımızı dünden bugüne anmamış olursak, hele ki bu çalışma nazarında ziyadesiyle bu satır eksik olurdu.
Soru 3:
2023 Yılı edebiyat tartışmaları yönünden de hararetli bir yıl oldu. Tartışmalarda şu üç başlığın öne çıktığını görmekteyiz; birincisi, kitaplara yönelik sansür uygulamasıydı, bir diğer tartışma çeviri eserlerde yapay zekâdan yararlanılmasıydı. Ve üçüncüsü de aslında hep var olan ve dönem dönem alevlenen intihal konusunda yapılan tartışmalardı…
Bu üç başlıktan dilediğiniz biri hakkındaki değerlendirmelerinizi paylaşır mısınız?
Cevap 3:
Aslında 2023 yılı adına altını çizdiğiniz üç tartışma başlığı soyuttan somuta birbirinin ikamesi sayılabilir mi? İntihal, yapay zekâ ve sansür.
Çatı bir tartışma yapalım. İntihalin varlığı yapay zekâyı dinamik ve hataya yer bırakmayan detaylı derin öğrenme motivasyonuyla gündemde daimi olarak tutacaktır. Organik düşünmenin ve hayal dünyasını işlemenin mührünü taşıyan insanoğlu adına bu muazzam bilişsel beceriyi, etik ve ahlak yönünde çalıştığı masada niteliksiz bir yola sevk etmesi -hatta bunu köpürten işlerle kutsaması- sansürü beslediği kadar yapay zekâyı da zamanı, zamanın rûhunu beklediği yerde diriltmiştir. Çürümenin tartışıldığı bir çağdayız. Yapay zekâ, beden değişkelerinin devreye girdiği bir son insanı modelliyor. Teolojik ve hümanist evreyi algoritmalar aracılığıyla sırasıyla tanrıyı judove insanı tahtından indirecek evreye son sürat adımlıyoruz. Dataizm…
“İnsanlığın insanlıktan çıktığı…” noktayı yirminci yüzyılın ilk çeyreğini henüz geçmişken, kitabı Cesur Yeni Dünya’nın (1932) adında da belirtmiş olan ve 1956 yılındaki bir radyo programında bu hususun derinliğini işaret eden Aldous Huxley’di. Her ne kadar bir ütopyanın sınırlarından biz insanoğluna seslenmiş olsa da distopik açmazlarımız ve çürümenin kokusu dünyamızı sarmış durumda. Geniş ölçekte ve çevresel anlamda dünyayı bekleyen kaotik gerçekler yazınsal sürecin de bir parçası; lâkin, dünyanın yaşanabilirliğiyle bizleri bekleyip bekleyemeyeceği ve bizim de ona eşlik edip edemeyeceğimiz meçhulken şimdi sırada yapay zekânın geleceği ve mesleki birçok açıdan karbon evrimimizi ne kadar sürdürebileceğimizin muştusunu endişe olarak değil bir “geçiş” olarak deneyimleyeceğimiz açık. Azalacağız! Belki elimizle kirletip çürümeye terk ettiğimiz bu açık yok oluşu durdurmak için önce bizim dönüşümümüzü anlamak bir süreliğine olasılığımız olur temennim.
Soru 4:
Okumayı hep düşlediğiniz, ama bir türlü elinizin varmadığı, dolayısıyla da sürekli ertelediğiniz o kitaplara gelelim… Bu kitaplardan 2023’te, “Nihayet okudum,” dedikleriniz var mı? Okuma deneyiminizden kısaca bahseder misiniz?
Cevap 4:
Okuma deneyimi(m) bir nev’i merkezinde insan olan hikâye anlatma ediminin eyleme döküldüğü öykü yazma/yazabilme evresine benzer bir eşikte salınıyor diyebilirim. İnsanlık için gözlem gücünün, elinden tuttuğu özlük hakkı şaşkınlığın ve düşünsel yakıcılığıyla tutkunun bir parçası, yazmak kadar okumak uğraşı da… “Nihayet okudum,” dediğim kitaplar arasında bu yılı satıra ataçladığımızda bilhassa Patrick Süskind’in özgün adıyla Das Parfum dilimize kazandırılan hâliyle Koku kitabı ilk sırada. Büyüleyiciydi. Bir şaheser değildi lâkin edebî manada tarihsel olanı hastalıklı olanla bir araya getirişinde açtığı oyuklar çarpıcıydı. Yukarıda çürüme olgusuna bilhassa değinmiştim. Çürümenin paravanında hastalıklı dönemsel arka planları panoramik olarak ıskalamayan romanları uzun uzun deşifre etmeyi kendime not tutarak akademik bir palete şırıngalamayı çok değerli buluyorum. Anlamak, aynı zamanda deneyiminizi aktarabilmektir. Bu hangi sanat formunda olursa olsun değişmez bir örüntüdür. Misal mi arıyoruz, uzağa gitmeye lüzum yok sanırım. Yıl 1840 ve coğrafya olarak Büyük Britanya’da resmi posta servisi kurulur. Yazmak, yazabilenler düşüldüğünde ve okumak! Fransız yazar Honoré de Balzac’ın sadece kâğıt ve tüğ aracılığıyla yirmi yılda inşâ ettiği seksen klasik romanı düşünmek kadar ilham verici bir süreç. Bu iki örnek aynı asrın çağdaşı. Doğal olarak bir etkileşimi ve katmanı da beraberinde düşündürüyor. Olduğumuz yerden zamanı geriye sardığımızda yaklaşık olarak bir buçuk yahut iki asır öncesi. İnsanoğlunun evrimi karşısında ki, burada negatif bir kullanımı işaret ediyoruz/m, tarihin arka odasında ufacık bir çekmecede biriken toz kadarız. 1840’lara dönersek, “mektup yazmak” iki ve/veya çoklu etkileşimin deneyim olarak yazılı hâli. Anlamak ve deneyimi aktarmak burada birleşmiş. Okumak kadar yazmak da parçalanıp çözülmüş insan coğrafyasının çıkış yolu bulma macerasının başlangıcına bir atıf. Öyle hızlı bir varoluş özelliği gösterir ki mektuplaşma, insanlar haftada birden çok kişiye üç defâ yirmişer sayfalık mektuplar gönderirler. Anlaşılan her şey çok şeffaf bir biçimde ortada duruyor. Söyleyecek bir şeyimiz hep vardı. Anlamak ve anlatarak bunu aktarmak insanoğlunun sonsuzluğunda dönüşüm geçirse de yolculuğu Fahrenheit 451 misali deneyime açık olacak kanaatindeyim. Zihnimizin içindeki yolculuk asırlar evvel ne kadar uzun solukluysa şimde de bir o kadar kısa aralıklara bölünmüş güvenli bir hattı takip edecektir.
Soru 5:
Deprem, ekonomik kriz ve savaşların gölgesinde yiten “sevimsiz” bir yılı daha geride bırakıyoruz. 2024 sizce neler getirir, nasıl bir yıl olur? Yeni yıldan neler bekliyorsunuz?
Cevap 5:
Son sorunuzun işaret ettiği endişeyi/leri algımda tarttığımda gizli ve gölgede kalan tarafı en kestirme yolla aydınlığın hizmetine sunalım isterim.
Zamanın rûhuna ve yaşamın galebe çalacağına dair hiç şüphem yok. Aniden gelişecek olanı son sürat kabul etmeye, kendimize dolandıkça bir bahaneyle vazgeçmeye devam edeceğiz. İçimizdeki büyüyen boşluğu dindiremeyeceğimiz de bir diğer hakikat. Acılarımız var olanlara eklemlenip çoğalmaya devam ederken, bir yolunu bulup uyum sağlamayı başaracağız. Yolun kendisine, John Fante’nin Toza Sor’una ve Jack Kerouac’ın On the Road’una selamla, buraya kadar okuyan ve zaman ayıran herkese içtenlikle teşekkürümü gönderiyorum. Çok yazan az okuyan dünyada, iyi ki kitaplarla kalan yarımıza ise “Merhaba,” ederim.
Soruşturma Ana Ekranına Dönmek İçin Lütfen Tıklayınız…
19.12.2023 © Novelius Edebiyat


