03.12.2023 © Novelius Edebiyat
Yayına Hazırlayan: Mehmet BAHÇECİ
1. Bölüm: İrem Nas
Soru 1:
2023 Yılını okuma ve yazma anlamında nasıl geçirdiniz? Kendinize ve projelerinize vakit ayırabildiniz mi? Bize İrem Nas’ın 2023 yılı panoramasını çizer misiniz?
Cevap 1:
Uzun yılları işin mutfağında geçirince “edebiyat yazarı” kimliğimle ilişkim acımasız ve mükemmeliyetçi beklentilerle doldu. Sık sık yazıyorum ancak yazdıklarımın içimden onay alması pek kolay olmuyor. Yazma motivasyonum editörlükle ilişkimi de bozuyor açıkçası. Belki de ben sağlıklı bir ilişki kurmayı beceremediğimden, bilemiyorum ama editörlerin bir noktada yazarlığı bırakmaları gerektiğini düşünüyorum. Yazarken birlikte çalıştığım yazardan beklentim de değişiyor çünkü. Eğer editörlük yapmayan bir yazarsanız başka bir yazarın metnini değerlendirirken kendi okur beğenilerinizi en öne koyarsınız. (“Ben öyle değilim,” savunmasını çok duydum ama nadiren aksini gördüm.) Editörlük daha somut bir objektiflik gerektiriyor, okur beğenilerinizden sıyrılmanız, yazarın meselesiyle bağınızı kesmeniz lazım. O yüzden “İrem yazsana,” diyenlere “antrenörler oynamaz,” dedim. Bu yıl, yıllar sonra ilk defa biraz oynadım ama. O ilişkiyle uğraştım. Bilemiyorum, becerebilecek miyim, göreceğiz. Editoryal anlamda daha yoğun bir sene geçirdim. Okur motivasyonumun tamamını ise öykü kitaplarına, dijital ve matbu dergilere ayırdım. Çalıştığım dosyaları saymazsam 2023 yılının büyük kısmını öykü, hatta yerli öykü okuyarak geçirdim, diyebilirim.
Soru 2:
2023 Yılında yerli ve yabancı pek çok eser okurlarla buluştu. Yeni çıkan kitapları takip edebildiniz mi? İçlerinden okuduklarınız ve beğendikleriniz var mı? Düşüncelerinizi kısaca paylaşır mısınız?
Cevap 2:
Dijital ve matbu dergileri takip etmeye gayret ediyorum. Yeni çıkan öykü kitaplarının da büyük kısmını alıyorum. Dürüst olmam gerekirse çoğunu görev bilinciyle okuyorum. Öyküleri kafamda “editoryal anlamda başarılı bulduklarım” ve “okur keyfime hitap edenler” gibi sınıflara ayırıyorum. Duygusal bir yakınlık kurarak metin okumam çok zor artık. Ama nadiren hem oraya hem buraya göz kırpan şeyler geçiyor elime. Mesela Fatma İçyer’in öykü kitabı Teyzeler ve Maymunlar öyle oldu benim için. Bu yıl çıkanlar içinde benim için en özeli o olacak sanırım. Cabir Özyıldız’ın Eski Zaman Türküsü‘nden bahsedebilirim. Sokak ve dili metinde nasıl var edilir, konusunda bir ders niteliği taşıyor bence. Selman Dinler dijitalde takip ettiğim hem meselelerini hem metindeki sinematografisini beğendiğim bir yazardı, yakınlarda çıkan öykü kitabı Alelade Felaketler de öyle. Esra Kahya’nın Benim Rüyalarım Hep Çıkar‘ı metafor ve zaman kullanımı açısından çok başarılı bulduğum bir diğer kitap. Belli açılardan özellikle beğendiğim çok fazla kitap ve öykücü var ama konu 2023 yılında çıkanlar olunca ilk aklıma gelenler bunlar.
Soru 3:
2023 Yılı edebiyat tartışmaları yönünden de hararetli bir yıl oldu. Tartışmalarda şu üç başlığın öne çıktığını görmekteyiz; birincisi, kitaplara yönelik sansür uygulamasıydı, bir diğer tartışma çeviri eserlerde yapay zekâdan yararlanılmasıydı. Ve üçüncüsü de aslında hep var olan ve dönem dönem alevlenen intihal konusunda yapılan tartışmalardı…
Bu üç başlıktan dilediğiniz biri hakkındaki değerlendirmelerinizi paylaşır mısınız?
Cevap 3:
Hepsi hakkında söyleyecek bir şeylerim var ama bir editör olarak “intihal” konusu bizim de dikkatli davranmamız gereken bir konu olduğu için özellikle bu konuda konuşmak isterim. Yazar temelde okuduklarının toplamıdır. Bazen önümüze bir metin geliyor, yazarı o metni daha önce okuduğu bir metinden esinlenerek yazmış oluyor, esinlendiği metni hatırlamıyor bile. Bunun yazarın başına iş açma ihtimali varsa orada başka bir şey söylemek zorunda kalıyoruz. Yazar ya metinlerarasılık kılıfına uyduracak ya da çöpe atacak yazdığını. Metinlerarasılık kavramı, “intihal, esinlenme, benzerlik” diye tanımladığımız şeylerle ilişkimizi derinden değiştirdi zaten. Eskiden intihal dediğimiz şeye bugün başka bir şey diyoruz, yarın daha başka bir şey diyeceğiz. Kendi adıma bağlama ve doza bakıyorum açıkçası. Ama bunun da ölçülebilirliğinin olmadığını bu yılki tartışmalarda gördük.
Bu tartışmalara sebep olan şeyin çok fazla benzer metin görmemizden kaynaklandığını düşünüyorum. Bunun da belli başlı sebepleri var. Aynı coğrafyada, aynı meseleleri dert edinmemiz bir sebep, pandemi dönemiyle çoğalan yazarlık atölyeleri bir sebep, matbu yayınların yerlerini dijital platformlara bırakması başka bir sebep. Sebep çok, yerim az.
Bir yazar çok alkış alan başka bir yazarı sosyal medya sayesinde görüyor örneğin. Farkında olmadan ona öykünüyor. Bir yazarın meselesini içselleştirirse eğer, oturup o da benzerini yazıyor. Bakın, bunlar büyük bir farkındalıkla yapılmıyor. Bunu ilk etapta görebilecek kişi yazarın kendisi ya da okuru değil zaten, yazarın deneyimine tanık olan diğer yazar arkadaşı ya da editörü. Hiç konuşulmayan bir şey bu, muhtemelen yazarların da kabul etmekte zorlanacakları bir şey.
Yazarlık atölyeleri de buna benzer bir motivasyon yaratıyor. Yazar-editör ilişkisinin dengesini sağlayamamış, kendi yazar tarzını dayatan bazı atölyeciler benzer metinler üretilmesine sebep oluyor. Burada tek sorun atölyeci değil elbette, o atölyeye katılan yazarın bulunduğu ortamı ve aldığı bilgiyi işleyişine de bakmak lazım. Bu iş yemek yapmak gibidir, atölye yürütücüsü ne kadar objektif olmaya çalışırsa çalışın işin içine damak zevki girer. Ben de atölyeciyim. Beş sene benim atölyeme gelirseniz öğreneceğiniz en büyük şey benim damak zevkimi tatmin etmek olur. Hele bir de ben sizi alkışlıyorsam… Konfor alanınız olurum, ben de körleşerek kanınıza yavaş yavaş işlerim. Diğer arkadaşlarınız da haliyle sizinkine benzeyen metinler üretmeye çalışır, sizinle yarışır. Atölyeme gelen arkadaşları başka atölyelere yönlendiriyorum bu sebeple. Bir noktadan sonra da bu atölye atölye gezme işini bırakmalarını söylüyorum.
Atölyede “öykü”den başka türe yerimiz de zamanımız da yok. Okura uzun metin okutma şansımız az derken… Öyle işte. Çok fazla öykü var, haddinden fazla.
Bütün bunlar benzer metinler yazılmasına, intihal suçlamalarına, dozu kaçmış esinlenmelere zemin yaratıyor haliyle. Aslında başka “daha büyük” şeyler de var da oralara girmek istemiyorum.
Soru 4:
Okumayı hep düşlediğiniz, ama bir türlü elinizin varmadığı, dolayısıyla da sürekli ertelediğiniz o kitaplara gelelim… Bu kitaplardan 2023’te, “Nihayet okudum,” dedikleriniz var mı? Okuma deneyiminizden kısaca bahseder misiniz?
Cevap 4:
Okuma deneyimimi sınırları belli bir şekilde tanımlayamam; ihtiyaç duyduğum, görev edindiğim her şeyi okuyorum. İşim değilse eğer iyi ruh halimi meselesi beni yoracak bir metne, iyi bir metni de kötü ruh halime harcatmam. Ertelenmesi gerektiğini düşündüğümü ertelerim, okumayı bırakmam gerektiğini düşündüğümü bırakırım. Daha genç yaşlarımda bunu yapmıyordum. “Ben bunu beğendim, herkes bunu okusun,” da diyemem. Ortalıkta kitap paylaşırken ya da konuşurken pek görülmem o yüzden. Kitap tavsiyelerinin kişiye özel yapılması taraftarıyım çünkü. Kişinin okuma deneyimini öncelerim, bu kişi yeni bir yazarsa eğer üslubundan ve bakış açısından yola çıkarak onu geliştirebilecek ya da destekleyebilecek bir şey önermeye çalışırım. Metin algısını tanımadığım birine önerecek bir şeyim yok.
Uğur Nazlıcan’ın “Bir Dükkânı Beklemek”ini ve Kadire Bozkurt’un “Buz Kandilleri”ni de bu yıl okudum örneğin. Bu yazarları kahvemi alayım da öykü keyfi yapayım diye okuyamazsınız. Nazlıcan’ın mekân işçiliğini, Bozkurt’un anlatı tekniğini öyle her okur kaldırmaz. Bu yazarları sevmek için biraz öykü okurluğu deneyimi ve yeteneği lazım. Okuma-yazma yolunun çok başındaki birine öneremem.
Soru 5:
Deprem, ekonomik kriz ve savaşların gölgesinde yiten “sevimsiz” bir yılı daha geride bırakıyoruz. 2024 sizce neler getirir, nasıl bir yıl olur? Yeni yıldan neler bekliyorsunuz?
Cevap 5:
2024 yılının daha sevimli olacağını düşünmüyorum açıkçası. Mekânımız gereği edebiyat üstünden beklentilerimi söylemem daha uygun olur sanırım.
Matbu dergiler ve yayınevleri kan kaybetmeye devam edecek ama yazarların kendilerini gösterebilecekleri dijital mecralar daha da artacak. Bu durumdan bir yandan memnunum, bir yandan da değilim. Okur okumuyor, okusa da Tiktok videosu kaydırır gibi okuyor artık. Çok fazla alternatifi var çünkü. Haliyle pek çok şeyi kaçırıyor, nitelikli metinle niteliksizi ayırt edemiyor. Influencerların yeni bir üreticinin vasat kozmetik ürünü parlatıp satışlarını patlatmasına benziyor günümüzdeki durum. On kişi bir metne iyi derse on birinci kişi o metnin iyiliğine ikna olarak okur zaten. Ya “aslında çok iyi de ben göremedim,” der ya da alkışlar. Bakın, burada kaybolup gitmek üzere iyi metinler.
Bir de seçici kurullar mevzusu var. Ödül kurulları da yayın kurulları da yazarlarla dolu. Metin değerlendirme kapasitesini bilmediğiniz birini sırf iyi yazıyor, kitabı var, ödül aldı vs. diye oturtamazsınız seçici kurulların başına. İyi yazardır ama metin değerlendirmesi zayıftır. Tam tersi olan da var; vasat bir yazar iyi bir metin değerlendirici de olabilir. Bu kişilerin gücü ve beğenileri ölçütünde yuvarlanıp gidiliyor işte. Güç önemli bu noktada.
Edebiyatımızda dönem dönem metin patlamaları yaşandı. Orhan Veli’ye öykünen şiirlerle dolu bir şiir patlaması, yine 90’ların ikinci yarısında genç öykücüler denen bir grupla öykü patlaması yaşadık. Günümüzde de yeni bir öykü patlamasından bahsedebiliriz. O zamanki patlama biraz 80 döneminde yaşanan edebi durgunluğun yansımasıydı, şimdiki patlamanın nedeni ise kesinlikle atölyeler ve dijital mecralar.
Genç öykücüler kendi dönemlerinde epeyce eleştirilmişlerdi, şimdisinde ise yeni öykücüler eleştiriliyor. Her kuşağın kendinden bir sonraki kuşağı beğenmemesi kaçınılmaz ama 90’lardaki gibi değil eleştiriler. O dönem -haklısı-haksızı tartışılır- daha yoğun ve nitelikli bir eleştiri vardı. Şimdi yok, sosyal medya sayesinde herkes okumadığı kitabı okumuş gibi davranarak konuşuyor. Yine dediğim gibi, içselleştirmeden, kaydırarak okuyor. Yazarlar okurlara değil, diğer yazarların okurluğuna yazıyor. Kısa vadede pek bir şey olmayacak kısacası. Edebiyat başka bir şeye evrilecek ama biraz daha zamanı var. Yine de patlamalar iyidir. Nitelikli okur için velinimet bu patlamalar.
Postmodernizmin sonunda ya da sonunun başındayız bilemiyorum, bakalım yıllar sonra bu dönem nasıl anılacak, birlikte göreceğiz.
Soruşturma Ana Ekranına Dönmek İçin Lütfen Tıklayınız…
03.12.2023 © Novelius Edebiyat


