20.09.2023 © Novelius Edebiyat
İnceleme Yazarı: Mehmet BAHÇECİ
Göğü Delen Adam, Erich Scheurmann
Kitabın anlatıcı tarafına baktığımız vakit, Tiaeva Şefi Tuiavii’yi görüyoruz. Gerçekte Tuivaii, kitapta yazılanları, halkına (ya da birilerine) sözlü olarak aktarmamıştır. Ama Yazar Scheurmann, kitabı sanki Tuiavii’nin belagatıymış, bir topluluğa yaptığı konuşmanın metniymiş gibi kurgulamıştır. Bu duruma, Scheurmann’ın kitabın ön açıklamasına şu cümleyi kurarak başlaması neden olmaktadır: “Bu konuşmayı Avrupa’da yayımlamak ya da bastırmak gibi bir niyeti kesinlikle yoktu Tuiavii’nin. Bunlar sadece Polinezyalı halkı için düşünülmüştü. Ben onun bilgisi dışında ve kuşkusuz ona rağmen bu yerlinin konuşmalarını Avrupa’nın okur çevresine yine de aktarıyorsam bunun elbette bir nedeni var…” Göğü Delen Adam, Erich Scheurmann, Ayrıntı Yayınları, S.11
Her neyse, ha Tuiavii konuşmuş, konuştukları Almanca’ya ve oradan da dünya dillerine çevrilmiş ve okumuşuz, ha konuşmamış, sadece yazmış, o vasıtayla kitaplaşmış ve biz de okumuşuz, ne fark eder? İşin özü değişmemekte. Kaldı ki, esas mesele de bu olmamalı. Peki esas mesele ne olmalı? Yani işbu kitabı bu denli özel kılan durumlar nelerdir? Okuruna hangi mesajları veriyor da Türkiye gibi okur sayısının yerlerde süründüğü bir ülkede bile kırk küsür baskıyı görebiliyor? Oraya gelelim.
Kitap, bir yerlinin (kabile şefi Tuiavii’nin) on üç başlık altında irdelenen, hepsi son derece ilginç ve orijinal; görüş, tespit ve öğütlerinden oluşmakta. Şef Tuiavii’nin ortaya attığı düşünceler öyle tuhaf ve bu tuhaflıkları okumak da öyle büyük bir zevk ki, sormayın. Ve kitabı okuyanlar eminim ki, bu ilkel adamın pek çok düşüncesini (elbette tuhaf bulacaklardır ama) çoğu kere de hak vereceklerdir ona. Nasıl hak vermesinler? Tuiavii, müthiş bir saflıkla, adeta aklı hiçbir şeytanlığa, kötülüğe, entrikaya ve pazarlığa çalışmayan biri gibi, yani masum bir çocuk edasıyla yaşama dair düşüncelerini aktarmaktadır. Samoa yerlilerinin yaşamı, modern insanın yaşamından geceyle gündüz gibi farklıdır. Bu duruma kitaptan bir örnek vermek gerekirse: Mesela Samoa yerlilerinde mülkiyet bilinci yoktur. Yaşantılarında yer almayan bir kavram haliyle dillerinde karşılık bulmuyor; yani benim, senin, onun gibi sahiplik bildiren kavramları (iyelik zamirlerini) bilmemekteler. Bir Samolı’ya, “bu benim ağacım, şu da senin ağacın,” derseniz, alacağınız cevap: “benim ve senin ne demek?” olacaktır. Kısacası, Samoalılara göre bir şeyin sahibi herkestir. Eğer, “mülkiyet hırsızlıktır” türü fikirlere sahipseniz, sizi şöyle Samoa’ya alalım. Tabii gözleri açılmadıysa…
Kanımca, dünyadaki tüm yazarlar bir araya gelip; masumiyetin, doğallığın ve saflığın kitabını yazmak isteselerdi, herhalde Göğü Delen Adam’daki masumiyete, saflığa ve doğallığa erişemezlerdi.
“Papalagi denince beyazlar ya da yabancılar anlaşılır. Ama sözcüğü sözcüğüne çevrilirse “göğü delen adam” anlamına gelir. Samoa’ya ilk misyoner bir yelkenliyle gelmişti. Yerliler bu yelkenliyi ufukta bir delik olarak gördüler, beyaz adamın içinden çıkıp kendilerine geldiği bir delik. O göğü delip geçmişti.”
Kitabın arka kapağında ve iç sayfalarının hemen başında bu kısacık açıklamaya yer verilir. Bu açıklama bir nevi kitabın da ortaya çıkış öyküsünü anlatmaktadır. Batılı misyonerler dünyanın çoğu yerine gittikleri gibi Samoa yerlilerinin adasına da ulaşmışlardır. Bildiğimiz medeniyetin M’sinden bile bihaber durumdaki yerliler, ne de olsa bütün gün yalın ayak, ellerinde mızrakla gezmekteler, batılı misyonerleri (yani Şef Tuiavii’nin tabiriyle Papalagi’yi) ilk gördüklerinde, sahiden de Papalagi’nin göğü deldiğini sanmışlardır.
Yerlilerin şaşkın bakışları arasında adaya ayak basan Papalagi, yerli halkı modern uygarlığın pek çok teknolojik unsuruyla, en önemlisi de Tanrı’yla tanıştırır. Tabii Tanrı’yı kendi inançlarında kabul ettikleri şekilde yani Hristiyan inancındaki öğretilerle halka anlatmışlardır. O güne kadar muhtemelen Pagan inancıyla yaşayan halk da (misyonerlik ya da yeni kıta keşfi konulu çoğu film ve kitaptan alışık olduğumuz gibi) ilkel insanın, modern insan karşısındaki teslimiyetini yaşamıştır. Teslimiyetten kastım fiziksel teslimiyet, kültürel asimilasyon, güçlü olanın zayıf olanı yönetimi altına alması ve ilkel olanın moden olanın dinine geçmesi, modern insanın kültürüne hayranlık duyması olarak da düşünülebilir… Şef Tuiavii ise; algısı, becerileri, kavrayışı ve zekâsı ile (tıpkı kitabın yazarı Scheurmann’ın çok güzel izah ettiği gibi) medeniyetten uzak bir adada değil de gelişmiş bir ülkede hayata gözlerini açmış olsaydı, kuvvetle muhtemel o ülkeyi yönetebilecek yetkinlik ve liderlik özelliklerine sahip olurdu. İşte bu koca yürekli adam, kitapta bahsi geçen bir vesileyle; Avrupa’ya, Amerika’ya ve pek çok gelişmiş ülkeye seyahat edip oralarda uzun uzun vakitler geçirme, oraları kendi gözleriyle etüt etme, oralarda gördükleriyle kendi halkının kadim yaşantısını mukayese etme imkanı bulur. Misyonerlerin tutum ve davranışlarını da zaten yeterince tecrübe etmiş olan şef, korkunç gerçeği kavrayıp kaleme kağıda sarılır. Halkına içini dökmek, halkının gözlerini açmak istiyordur çünkü.
“Ey halkım, bu misyonerler, bu batılılar, bu Papalagi, neredeyse Tanrı gibidir, bizden kat kat gelişmiş imkânlara sahiptir, her şeye hükmedebilir, her şeyi kontrol edebilir, neredeyse doğaya bile kafa tutabilecek kadar olanak sahibidir ama unutmayın, bizim ilkelliğimizdeki güzelliği, saflığı ve anlamsallığı da kaybetmiş, yarattığı büyük uygarlığının üzerinde tepinen bir şeytana dönüşmüştür. Elinin uzandığı her şeyi mahvetmiştir. Ve şimdi de gözünü bize dikmiş, bizi de kendisine benzetmek, bizi de kendisi gibi mahvetmek için kolları sıvamıştır…”
Yanlışlık olmasın, tırnak içindeki bu bölüm kitaptan bir alıntı değildi. Okuduklarımdan edindiğim ana fikirdi…
Evet, işte tam da yukarıda zikretmeye çalıştığım meyanda cümleler sarf etmiştir halkına, Tiuavii. Modern insanın önem verdiği heR ne varsa yerin dibine sokmuştur. İşin en acı yanı da, bu ilkel adamın pek çok tespitinde haklı oluşudur.
Dilerim, kitabı okumayanlar için ufuk açıcı ve merak uyandırıcı bir yazı kaleme alabilmişimdir.
Ne mutlu kitaplarıyla hayallere dalanlara!
Sağlıcakla.
Mehmet BAHÇECİ
20.09.2023 © Novelius Edebiyat


