19.05.2024 © Novelius Edebiyat
Günlerden Öykü | Bölüm 2: Bozuk
“N’oldu, ne var?”
Adam sağ elindeki masa saatinin sanki suyunu çıkartacaktı.
“Be kadın, ben geçen gün bu saati çöpe atmadım mı?”
Kadın gözü televizyonda:
“Attın.” dedi.
“Sonra, yeni bir masa saati almadım mı?”
“Aldın.”
Adamın suratı başka şekle büründü. Yine sinirliydi ama bu sefer sanki yalvararak konuşuyordu.
“Peki, niye tekrar başköşeye koydun bu bozuk saati?”
“Kanım ısınmadı yeni aldığın saate.”
“Yahu bak, mevsim yaz, memleket yanıyor, işim yoğun, kafam şişmiş. Dalıyorum, bu saate bakıyorum; otobüse, metroya, işe, her yere geç kalıyorum. Bu saat bozuk… Anladın mı? Bozuk… Bozuk!”
“Ne bağırıyorsun be? Sen çatacak yer arıyorsun.”
“Beni deli etme kadın, bu saat bozuk.”
“O saat bozuk değil. Günde on, on beş dakika geri kalıyor, hepsi bu.”
“O kadarcık mı? Haftada yüz dakika falan, hiçbir şey değilmiş vallahi. Ulan sen benle dalga mı geçiyorsun? Saatin bozuk olması için daha ne gerek? Geri kalıyor işte, yani bozuk. Bozuk olduğuna inanman için daha ne gerek? Yayları mı atsın, akreple yelkovan yılan gibi birbirine mi girsin? Erken mi bunadın lan sen? Daha otuz beşindesin be!”
“Terbiyeli ol.”
Evin erkeği neredeyse ağlayacaktı. Olduğu yerde zıpladı.
“Bozuk ulan bu, bozuk!” diye bağırdı. Saati çarptı yere. Hanımının kılı kıpırdamadı. Sonra doğruldu, kınar gibi kocasına baktı baktı. Bakışındaki saflık kocasını daha bir tellendirdi. Evin erkeği yumruğunu sıkıp bağırdı.
“Boşayacağım seni.”
Kapıyı çarpıp çıktı evden.
S O N
19.05.2024 © Novelius Edebiyat


