15.12.2024 © Novelius Edebiyat
Günlerden Öykü | Bölüm 17: Akşam Kaygısı
O uzak çağlarda, inlerde ya da ilkel yapılarda yaşayan dedelerimiz çocuklarını kurttan, ayıdan, aslandan korumaya çalışırlardı herhalde. Kaç bin yıllar boyu çocukları koca dişli, aç hayvanlarca kaçırılmıştır kim bilir. Anne-babalar, kabiledekiler telaş içinde ama çaresizce çocuklarının parçalanışlarını izlemişlerdir. Çırpınmışlar ama kurtaramamışlardır çocuklarını.
Bin yıllar bin yılları devirmiş. Şehirler, devletler, ordular, dinler, yasalar meydana gelmiş ama çocuklar yine de ana-babalarının elinden kayıp gitmişlerdir.
Peki ya bugün? Bunca gelişmiş, sözde yaşamımızı kolaylaştıran koşullar işe yarıyor mu? İnsan çocuğunu kimlerden koruyacağını şaşırmıyor mu yine?
Hapçılardan mı? Sapıklardan mı? Tarikatlardan mı? Kötü yola düşmüş teknolojiden mi? Organ mafyasından mı? Pezevenklerden mi? Çetelerden mi? Mültecilerden mi? Trafikten mi? Hamburgerden mi? Çitosgillerden mi? İnternetten mi? Kimden, hangisinden koruyayım dokuz yaşındaki oğlu mu?
Atalarımızın çocuklarını kaçırıp yiyen o koca çeneli hayvanlar tüm bu saydıklarımdan daha masum değil miydi? Deprem, yangın bile daha merhametli, daha adil değil mi bu pisliklerden?
İşte yine o korkunç kaygı boğazımı, elimi, ayağımı her yanımı ele geçirdi. Salonu gidip geliyorum. Arada camdan bakıyorum. Yok. Bakkal şurası. Sekiz dakika oldu çıkalı. Niye dönmedi? Belki bir arkadaşıyla karşılaşmıştır. Anasının umurunda mı? Bulaşıkları yerleştiriyor makineye. Çıksam mı çaktırmadan. Ama anlar cin kadın. O alaycı gülüşü üzerimde duymak istemiyorum.
N’oldu bana böyle? Çocukla yüz göz olacağım, kavgalar çıkacak. Şimdiden suratını asıyor beni görünce. Beni boğuyorsun diyor bacaksız. İyi de ben de boğuluyorum. Kötü rüyalar görüyorum. Doktorun verdiği ilaç da bi boka yaramadı. Çocuk balkona çıksa geriliyorum. Demire ekleme yaptırdım ama yine de içim çekiliyor o, balkon demirine yanaşınca.
Yok ben bir dışarı çıkayım.
Bakkala varıyorum. Rahat bir yüzle oğlanı soruyorum. Yok abi, gelmedi diyor. Adam bunu söylerken, ulan ne değerli oğlun var der gibi gülümsüyor ya da ben alınganlık yapıyorum, yine kuruyorum. Bir sigara yakıyorum ılık havada. Biraz dolanayım diyorum. Karşıdan on sekizinde dört küfürbaz geliyor. Küfür ede ede, güle güle yol alıyorlar. Küfürlerini herkes duysun istiyorlar. Küfür etmeseler ne yürüyebilecekler ne gülebilecekler sanki. Üç-beş sene önce bunlar da çocuktu, savunmasızlardı. Ya şimdi? Ses tonlarından belli, her türlü kötülüğe açıklar.
Evin yolunu tutuyorum. Ufaklık dönmüştür herhalde. Geçen de gecikmişti. Meğer aradığı bisküvi sadece Migros’ta varmış. Migros’ta da sıra varmış. Ondan gecikmişmiş.
S O N
15.12.2024 © Novelius Edebiyat


