Site icon Novelius Edebiyat

2023 Edebiyat Soruşturması – Bölüm 7 – Rabia Coşgun

mehmet bahçeci

15.12.2023 © Novelius Edebiyat

Yayına Hazırlayan: Mehmet BAHÇECİ

7. Bölüm: Rabia Coşgun

Editörün Notu: 2023 Yılı Edebiyat Soruşturmamızda, edebiyatın yükünü sırtlanmış birbirinden değerli isimleri ağırlıyoruz. Konuklarımıza az sayıda ve net sorular yöneltmeye gayret ettik. Edebiyatseverler için faydalı olması temennisiyle...

Soru 1:

2023 Yılını okuma ve yazma anlamında nasıl geçirdiniz? Kendinize ve projelerinize vakit ayırabildiniz mi? Bize Rabia Coşgunun 2023 yılı panoramasını çizer misiniz?

Cevap 1:

Merhaba sevgili Novelius Dergisi. Öncelikle bu çalışmanızda bana da yer verdiğiniz için teşekkür ederim. Her ne kadar kendimi yazar sıfatına erişmiş görmesem de, takip ettiğim bir derginin çalışmasında yer almak benim için önemli.

2023 yılı benim için yazmaya yeniden dönmemin ve ciddi anlamda okumaya tekrardan başlamamın milâdı oldu. Bu anlamda yazma ve okuma çalışmalarım oldu. Bir süre hızlı ama kısa yazma serüvenimden sonra her ne kadar şimdilerde daha çok okumaya meyilim olsa da bu seneyi bu anlamda dolu dolu geçirdim diyebilirim.

Soru 2:

2023 Yılında yerli ve yabancı pek çok eser okurlarla buluştu. Yeni çıkan kitapları takip edebildiniz mi? İçlerinden okuduklarınız ve beğendikleriniz var mı? Düşüncelerinizi kısaca paylaşır mısınız?

Cevap 2:

Evet, yeni kitapları özellikle sosyal medya aracılığıyla gördüm ve takip ettim. Elimden geldiğince de okumaya çalıştım. beğendiklerim olduğu gibi beni sıkan, yoran, bitirdiğimde vakit kaybıydı dediğim kitaplar da oldu. Bu beğenmediklerim üzerine düşüncelerimi başka bir platforma bırakıyorum. Bunların içinden beğendiğim özellikle yazar Ethem Baran’ın “Evlerimiz Poyraza Bakar” kitabıydı. Bu kitabı okurken de yeni bir Yaşar Kemal mi ya da onun bir devamcısı mı diye düşünmeden kendimi alamadım. Özellikle dili bana çok samimi geldi. O da abartısızdı. Bazı hisleri, durumları okurun gözüne sokma çabası yoktu. O sadece yazmıştı; kelimeleri, cümleleri hiç çabalamadan, yormadan anlatıyordu.
Bu öykü kitabı benim için hem okuma hem de yazma konusunda örnek aldığım, esinlendiğim yapıt oldu.

Bunların yanında gıptayla okuduğum Esra Kahya ve Şenay Aksoy Eroğlu’ nu da eklenmekten geri durmayacağım. Yeni tanıştığım, önlerini aydınlık gördüğüm iki değerli yazar bence.

Soru 3:

2023 Yılı edebiyat tartışmaları yönünden de hararetli bir yıl oldu. Tartışmalarda şu üç başlığın öne çıktığını görmekteyiz; birincisi, kitaplara yönelik sansür uygulamasıydı, bir diğer tartışma çeviri eserlerde yapay zekâdan yararlanılmasıydı. Ve üçüncüsü de aslında hep var olan ve dönem dönem alevlenen intihal konusunda yapılan tartışmalardı…

Bu üç başlıktan dilediğiniz biri hakkındaki değerlendirmelerinizi paylaşır mısınız?

Cevap 3:

Bu sene intihal tartışmalarına denk geldim. Belki bu konu özünde hoş bir durum olmadığı gibi, tartışmaların da hoş olmadığını gördüm. Bu soruya bir anımla yanıt vermek istiyorum.

Bir zamanlar hayran olduğum ve kısa aralıklarla çıkan bütün kitaplarını hiç kaçırmadan okuduğum bir yazar vardı. O kadar beğenirdim ki hakkında çıkan tüm haberleri gazetelerden kesip biriktirirdim. Bu şekilde bir anı klasörü bile oluşturmuştum. O zamanlar böyle bir anı toplayıcılığım vardı. Benim için ilginç olan, kimsenin aklına bile gelmeyecek şeyleri anı diye saklardım. 

Hayatına dair çok az ama bana göre bir dünya dolusu bilgi edinmiştim. İstanbul’un dışına hiç çıkmamış, hatta evinden bile çok nadir çıkıp uzun saatler boyunca aralıksız odasına kapanarak yazdığı haricinde fazla bir bilgim de yoktu aslında elimde nasıl yazdığına dair. Bildiğim annesi ile yaşadığı ve bir de sürekli olarak yazdığı, hep yazdığıydı. Bir taraftan hayal gücüne hayret ederken, diğer taraftan hayran da kalırdım ki hiç görmediği hayatları, benzer kişilerle karşılaşmadığı halde nasıl böyle gerçekçi kurgularla yazabiliyor, diye düşünürken hayranlığım iki katına çıkardı. Tam anlamıyla ideolüm olmuştu. 


Derken aradan hayli zaman geçti. Son birkaç kitabı daha çıkmıştı ama yaşam işte, sadece çıkan kitaplarının duyumunu alabilmiş, okuma imkânı bulamamıştım. 
Bu arada yaşam benim etrafımda çok farklı kulvarlarda dönmeye devam ettikçe, tanıdığım yüzler, tanık olduğum olaylar ve içinde bulunduğum durumlar bende bambaşka bakış açıları, duygular ve düşünceler uyandırmış, geliştirmişti.

Tabi bu arada dünyayı küçücük yapan çok önemli bir gelişme olmuştu. İnternet diye bir bilişim ve erişim sistemi ülkede de gelişmiş ve istemediğin kadar bilgi, kitap, düşünce, duygu bombardımanı ve daha sayamadığım birçok olay olgu bir tıkla dünyayı önüne serercesine gözlerinin önünde bitivermeye başlamıştı.  

İnternet demişken, bir gün haberler, makaleler, şiirler ve yazarlar diye gezinirken bir haber dikkatimi çekti. Tabi bununla geçmiş yıllara, anılara ve o dönem duygu ve düşüncelere dalmam da o denli hızlı oldu. Haberi okudukça sanki dünya daha hızlı dönüyor, kalp atışlarım bir hızlanıyor, sonra bir an duruyor ve ben bir çırpıda haberi okuyup sona gelme telaşıyla kimseyi duymadan, dışarıdan hiçbir şeyin dikkatimi dağıtmasına izin vermeden ve sanki her an okumam bölünecekmiş telaşıyla bülteni hızlı hızlı aşağı doğru kaydırarak okumaya devam ediyordum.


Olay kısaca şuydu; iyi bir okur tarafından yapılmış bir araştırma deliller ve yorumlarla hayran olduğum yazar hakkında bir gerçeği gün ışığına çıkarıyordu. Eline iki kitap almıştı. Biri yabancı bir yazarın kitabı, diğeri de hayran kalarak okuduğum yazarımın kitabıydı. Karşılaştırma şöyleydi; hemen hemen birbirine denk gelen sayfaları açıyor ve içinde yazılanları karşılaştırıyordu. Ayrıca görselle de bunun ispatını yapıyordu. Yazılanlar çok az farkla olay ve olgular, konular, hatta paragraflar da dahil hemen hemen aynı idi. Yabancı yazarın kitabı daha önce yazılmış bir kitaptı. 


Hani insan bir şeye çok inanır, değer verir ve kendinden parçalar oluşturur buluştuğu değerin kattıklarıyla; kendini oluşturur bir anlamda. Sonra bunun bir yalan ya da sahte olduğunu, düzmece olduğunu öğrenip bu gerçeklikle yüz yüze gelince bir an ya da uzunca bir zaman yıkıntılar altında kalmış gibi hisseder ya kendini, o an onu o kadar derinden yaşamıştım ki… Kandırılmış olmak insanın yaşayabileceği en ağır duygulardandır diye düşünüyorum. Ki bizim yazarımız dünyaca tanınmış bir yazardı da. Ve onca insan onu severek okuyordu. Onun yazdıklarıyla başka dünyalara gittiler. Bir sürü duygu düşünce yarattılar kendilerinde. 


Geçenlerde yine bir haber duydum ve bu da ilgimi çekti hemen. Ve bu yazarı düşündürdü tekrardan. Bir yerde yazarlık dersleri veriliyor diye bir bildiriydi duyduğum. Evet yazarlık eğitimi de belki gereklidir. Ama en önemli şeyin hissetmek olduğunu düşünüyorum. Hayal gücünün yoğun olması ve sıradan bakmamak gerektiği ki yazar ya da şair zaten herkes gibi baksa, o zaman yazmaya ne gerek var ki? Birilerini bir yerden başka bir yere taşıyamayacaksa, birilerinde bir duygu yoğunluğu ve bakış genişlemesi yaratamayacaksa ve zaten herkesin tanık olduğu olay ve olguları ve daha birçok yazım konusunu ki en önemlisi de yaşamı başka bir gözle görmeyip başka yönleriyle ele alamayıp, olduğu gibi aktaracaksa… Zaten herkesin bildiği, gördüğü ve de duyduğu şey’leri tekrar etmekten öteye gidemeyecektir.  


Birebir tanık olunmasa bile, bir şeyleri hissederek yazmak, yaşanıp da açığa çıkarılamayan duyguları dile getirebilmeyi, sorgulamayı ve sorgulatmayı… Daha sayamadığım birçok yazarlık meziyeti vardır ki en önemlisi elbette her konuda olduğu gibi bu konuda da niçin yazdığının bilincinde olmaktır. Amaçtan kopuk yazı ya da şiirler bir yerden sonra tarihe karışıyor. Ya da genelleşmeyen, önemli bir kesime hitap edemeyen, en önemlisi de insanın gelişimine, duygu ve düşüncesine hitap edemeyen kelimeler yığını olarak kalıyor. İntihal olayını da böyle değerlendiriyorum. Kendin emek vermeden, başkasının duygu ve düşünceleriyle yol almaya çalışmak bir yere kadar parlatır, sonra anında söndürür. Yalancı yıldız patlamaları misali.

Yıllar yıllar öncesinden yazılan ve hâlâ bugün yazılmış gibi okunan şiirleri ya da ölümünün üzerinden yıllar geçse de sanki dün bizimle yaşamış gibi bize hitab eden şair ve yazarları düşündükçe, yazma konusunda katedilecek bir dolu yol olduğunu görüyorum. Elbette yazarı ya da şairi çoğaltan, etkin ve kalıcı kılan okurun bilinci ve beslenmesidir ki bu karşılıklı bir akıştır.

Soru 4:

Okumayı hep düşlediğiniz, ama bir türlü elinizin varmadığı, dolayısıyla da sürekli ertelediğiniz o kitaplara gelelim… Bu kitaplardan 2023’te, “Nihayet okudum,” dedikleriniz var mı? Okuma deneyiminizden kısaca bahseder misiniz?

Cevap 4:

Bu kadar sıkı bir okuma sürecine girip ertelemek demeyelim de, zamanın ve mekânın elvermediği kitaplar oldu okuduğum. “Ruhun güzel yanıdır, o hiçbir zaman gelmeyen” diye bir aforizmayla cevabını bulan İngeborg Bachman’ın “Malina” isimli eseri benim hayatımın başyapıtı oldu diyebilirim. Bir kadın olarak hayatım boyunca ruhumda gezinip duran ama bir türlü adını koyamadığım, tanımını bulamadığım ruh hallerini bu kitapla gün yüzüne çıkardım, ruhumun tedavisini buldum, diyebilirim. İnsan gerçeğinden tutalım, toplumsal olaylara, bunların da baş kahramanları bireylere; erkeğe ve kadına, ilişkiler ağına ve ilişkisizliğe, yapaylığa ve öz’le bir türlü buluşamayan insan gerçekliğine, maddiyat ve maneviyatın arasındaki bitmez savaşıma ve daha birçok yaşamsal paradokslara ve nihayetinde kendimle buluşmaya bu kitap sayesinde ulaştım. “Ben anlatmak istedim ki, savaş ve barış yoktur, hep savaş vardır.” diyor Malina. Yine devamında “İnsan, ancak maddi şeylerin ötesinde bir şeylere sahipse zengindir.” diyerek tamamlıyor.

Yine bu süreçte Milan Kundera serisini tamamlama çabam oldu. Gülüşü ve Unutuşu, Yaşamın Başka Yerdeliğini, Varolmanın Dayanılmaz Hafifliğini, Ayrılığın Valsini, Gülünesi Aşkları tek tek irdelemek, okuma tecrübelerini buraya dökmek oldukça uzun olacaktır. Özcesi ‘yaşam hep bizim olmadığımız yerde’ kitaplarda akıp duruyor aslında. Okumalarım James Joyce, Aldous Huxley, Akira Mizubayashi, Natsume Söseki, John Fante; yerelde Vedat Türkali serisini tamamlama çabaları, Selim İleri ile tanışma ve Oya Baydar’la buluşma merakı şeklinde devam etti ve ediyor. Bunları da yine başka platformlara bırakıyorum. Kült olan, değerini her zaman ve mekanda koruyan, insanı insan olma sürecinde sürekli ileriye taşıyan yapıtları okumaya gayret ediyorum.

Soru 5:

Deprem, ekonomik kriz ve savaşların gölgesinde yiten “sevimsiz” bir yılı daha geride bırakıyoruz. 2024 sizce neler getirir, nasıl bir yıl olur? Yeni yıldan neler bekliyorsunuz? 

Cevap 5:

Bu bahsettiğiniz olayları düşündükçe son günlerde bir söz sürekli aklıma geliyor, tam olarak böyle olmasa da “Bunca vahşetin olduğu bir dünyanın bir de cehennemi mi var?” gibi bir sözdü. Sevimsiz’den öteye insanı yaşadığım yer neresi, hayat bu mu, dünya hep böyle miydi gibi sorgulamalarla her bir olayda daha çok şaşırtan ve şoka sokan gelişmeler yaşandı, yaşanıyor. Yeni senenin de görünmez bir elle dokunulup da bunca gölgelerin birden kalkacağı bir yıl olacağını beklemiyorum. Edebiyata her zaman dönüştürücü, güçlüklerle baş edebilen insanı yetiştiren, insanı kendine getiren, kalplerde iyilik çiçekleri açtıran bir yaşam gücü olma misyonunu biçtim. Bu felaketlerin hepsi sadece ve sadece insan gerçekliğinden kaynağını alıyorsa ki bu şüphesiz böyle, yazarların da bu yönlü çalışmalarına eğildiklerini ve daha çok eğileceklerini de umut etmekten başka yol göremiyorum. Yanan da, yakan da; dönen de, dönüştüren de, güzel de çirkin de her halukârda insanda çaresini buluyor, bulacaktır.

Teşekkür ederim.

Soruşturma Ana Ekranına Dönmek İçin Lütfen Tıklayınız…

15.12.2023 © Novelius Edebiyat

Exit mobile version